Ana sayfa Ünlü Sozleri Sabahattin Ali Sözleri ve Sabahattin Ali Hayatı

Sabahattin Ali Sözleri ve Sabahattin Ali Hayatı

0
Sabahattin Ali Sözleri
Sabahattin Ali Sözleri

Sabahattin Ali Sözleri ve kişiliği ile kendinden sonraki cumhuriyet dönemi edebiyatını etkileyen bir yazar, öğretmen ve düşünürdür. Sabahattin Ali Sözleri ve hayatı ile kimine göre bir hain kimine göre bir kahramandır.

Benim de kitapları ile yeni tanıştığım Sabahattin Ali Sözleri ve alıntıları çok derin anlamlar ifade ediyor. Bence değerlerimize hepimizin sahip çıkması gerekir.

Sabahattin Ali Hayatı

Edirne‘nin Gümülcine sancağına bağlı Eğriderede 25 Şubat 1907 tarihinde dünyaya gelmiştir. Babası asker olmasından dolayı sık sık yer değiştirmişlerdir.  Yunan işgali sırasında maddi zorluklar çekmiştir. 1926 yılında İstanbul Öğretmen okulundan mezun olmuştur. 1928 ile 1930 yılları arasında MEB’in sınavını kazanıp burada eğitim görmüştür.

1932 yılında Konya’da arkadaş toplantısında Atatürk ile ilgili şiiri dolayısıyla Sinop ve Konya Cezaevinde bir yıl hapis yatmıştır. Cumhuriyetin onuncu yılı dolayısıyla çıkarılan afla ceza evinden çıkmıştır. 1934 yılında tekrar göreve başlamıştır.

İçimizdeki Şeytan” romanı Milliyetçi kesimden çok tepki toplamıştır. Nihal Atsız ile ilgili yazdıklarından hakkında dava açılmıştır. 1944 yılında davayı kazanmasına rağmen olaylı duruşma sonrası görevinden tekrar alınmıştır.

İstanbul’a gelerek gazetecilik yapmaya başlamıştır. Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz ile Marko Paşa, Malum Paşa, Merhum Paşa, Öküz Paşa gibi siyasi mizah dergisi çıkarmıştır. (1946-1947) Ancak, tek parti iktidarı bu yazılanlarla kastedilenin İsmet Paşa olduğunu iddia ederek soruşturma başlatmışlardır. Üç ay hapis yatmıştır.

Ali Baba dergisinde yaşadıklarını şöyle anlatmıştır. “Çalmadan, çırpmadan bize ekmeğimizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz bırakmadan yaşamak istemek bu kadar güç hatta bu kadar tehlikeli mi olmalı idi.

1948 yılında başka bir davadan Paşakapı cezaevinde yine üç ay yatmıştır. Yurtdışına çıkmak için pasaport almak istemiş, alamamıştır. Kimse iş vermeyince para karşılığı Bulgaristan’a kaçmaya karar vermiştir. Anlaştığı Ali Ertekin tarafından şaibeli bir şekilde öldürülmüştür. (2 Nisan 1948)

CHP ve Milli Emniyet mensubu olduğu iddia edilen Ali Ertekin suçunu itiraf etmiş, dört yıl cezaya çarptırılmıştır. Fakat birkaç hafta sonra çıkan aftan yararlanıp serbest kalmıştır.

Sabahattin Ali’nin eserleri Bulgaristan’daki tüm okullarda okutulmaktadır. Bu ülkede çok iyi tanınan bir yazardır.

Eserleri

Şiir
Dağlar ve Rüzgâr (1934), Öteki Şiirler (1937)

Öykü
Değirmen (1935), Kağnı (1936), Hanende Melek (1937), Ses (1937), Yeni Dünya (1943), Sırça Köşk (1947), Kamyon(1948).

Roman
Kuyucaklı Yusuf (1937), İçimizdeki Şeytan (1940), Kürk Mantolu Madonna (1942).

Tiyatro
Esirler (1936).

Derlemeler
Markopaşa Yazıları ve Ötekiler(1998), Çakıcı’nın İlk Kurşunu (2002), Mahkemelerde (2004), Hep Genç Kalacağım (2008), Canım Aliye, Ruhum Filiz (2013).

Bestelenen Şiirleri
Hapishane Şarkısı V (Aldırma Gönül)
Leylim Ley
Hapishane Şarkısı I (Göklerde Kartal Gibiydim)
Hapishane Şarkısı III (Geçmiyor Günler)
Çocuklar Gibi
Kara Yazı
Melankoli
Eskisi Gibi (Ben Yine Sana Vurgunum)
Dağlar (Dağlardır Dağlar).

Sabahattin Alinin eserlerinden derlediğimiz Sabahattin Ali Sözleri umarım hoşunuza gider. Sabahattin Ali Sözleri ve alıntılarını özümseyerek okuyabilirsek içindeki derinliği görebileceğimizi düşünüyorum.

Eğer Sabahattin Ali ile ilgili en güzel Aşk Sözleri arıyorsanız oda bu linkteki yazımızda mevcut.

Sabahattin Ali Sözleri

Hayat ancak bir kere oynanan bir kumardır, ben onu kaybettim. İkinci defa oynayamam…

Yarın öldüğümüz zaman birisi bize sorsa: ‘Dünyada neler gördünüz?’ dese herhalde verecek cevap bulamayız. Koşmaktan görmeye vaktimiz olmuyor ki…

Sabahattin Ali Sözleri Resimli
Sabahattin Ali Sözleri Resimli
Sabahattin Ali Sözleri Resimli
Sabahattin Ali Sözleri Resimli

Niçin ilk defa gördüğümüz bir peynirin özellikleri hakkında söz söylemekten kaçtığımız halde… İlk rastladığımız insan hakkında son kararımızı verip gönül rahatıyla öteye geçiveriyoruz?

Sabahattin Ali Sözleri Resimli
Sabahattin Ali Sözleri Resimli
Sabahattin Ali Sözleri Resimli
Sabahattin Ali Sözleri Resimli

Başkasına merhamet etmek, ondan daha kuvvetli olduğunu zannetmektir. Ne kendimizi bu kadar büyük, ne de başkalarını bizden daha zavallı görmeye hakkımız yoktur…

“İyilik demek kimseye kötülüğü dokunmamak değil, kötülük yapacak cevheri içinde taşımamak demektir.”

Kendi ruhunun pisliğini bu kadar yakından gören bir adam başkalarının temiz olacağına inanabilir mi?

Düşün, dünyada yalnızlık kadar feci şey var mıdır? Tabii yalnızlıktan kafa yalnızlığını kastediyorum, yoksa dünya bir sürü kuru kalabalıkla dolu…

“Bu dünya böyledir işte, kimi adam öldürdüğü için katil diye anılır, kimi adı katile çıktı diye adam öldürür.”

Yalancının en büyük azabı, sözlerine kimsenin inanmaması değil, kendisinin kimseye inanmaması imiş.

Ve ikisi de, böyle bir yaz geçirmemiş olan diğer kırlangıçlara tepeden baktılar… Çünkü azlıkta kalanlar çok olanlara nedense tepeden bakarlar.

Mevcut olmayan bir şeye sahip olalım derken mevcut olanları kaybettik…

Dünyaya hükmetmeye hazırlanıyormuş! Dünya kim?  Benden başka dünya var mı? Herkesin bir tek dünyası vardır o da kendisi…

Ruhumuz böyle gökyüzlerinde uçup dururken birdenbire yere inip insan küçüklüğü ile karşılaşmak ne tuhaf oluyor.

Ne kadar kötü vaziyette olduğumu şundan anla! Sana bile akıl danışacak hale düştüm!

“İnsanların en zayıf tarafları, sormadan, araştırmadan, düşünmeden, kafalarını patlatmadan inanmak hususundaki hayret verici üretememeleridir. Dünyadaki yalancı peygamberleri yetiştirmek ve beslemek için en iyi gübre, işte bu bilmeden inanmak için çırpınan kalabalıktır.”

Herkesin bir tek dünyası vardır, o da kendisi…

Mehmet Akif Ersoy Sözleri’ni de okumak isteyebilirsiniz:

Mehmet Akif Ersoy Sözleri

Hayata Dair Sabahattin Ali Sözleri

Hayat ne güzel fakat ne can sıkıcı şeydi!

Öyle adamlar vardır ki, haysiyet, şeref gibi kayıtlara aşina olmadıkları halde, gurur ve kibirlerine dokunulur… Çaresizlikleri yüzlerine çarpılırsa kendilerini kaybedecek kadar hiddetlenirler.

Bu dünyada çobansız da, köpeksiz de yaşanabilirmiş. Ama bunu anlamak için her defasında bu kadar kanlı kurbanlar verecek olursak pek çabuk neslimiz kurur. Bari siz gözünüzü açın da, ilerde başınıza yeniden itler, hele kendilerini kurt sanan palavracı itler musallat olursa… Sürüyü canavarlara kaptırmadan onları defetmeye bakın!

Yüksek insan dışına değil, içine kıymet verendir.

Sizi kendim kadar tanıyorum… Bundan daha büyük bir zırvalık olur mu? Kendimi ne kadar tanıyorum ki?

Anası onu gezmeye götürürken bir saat saçlarını düzeltmeye uğraştığı halde, ne anasının, ne babasının aklına bu kafanın içi ile de bir parça meşgul olmak düşüncesi gelmemişti. Onlar işportaya konan bir elma gibi onu süsleyip temizlemişler, parlatmışlar, sonra yağlı bir müşteriye okutmuşlardı. Kız yetiştirmekten de gaye bu değil miydi?

“Parası olanın ırzı da tamam, namusu da!”

Ya aciz, güçsüz inleye inleye ölürdü veyahut da taşan bir su gibi akmasına mani setleri yıkar geçerdi.

“Anlıyorum, anlıyorum… Tamamen yalnızım. Ama Berlin’de değil… Bütün dünyada yalnızım… Küçükten beri…”

O günlerde bütün dünyayı bir parmağımla yerinden oynatabileceğimi sanıyordum. O günlerde benim için her şey kabildi.

Başının içindeki düşünceler tıpkı şu gökyüzündeki seyrek bulutlar gibi daimi bir hareket halinde, şekilsiz ve elle tutulamayacak kadar dağınıktı.

Anlamlı Sabahattin Ali Sözleri

Asıl iyilik tanımadıklarımıza yaptığımız iyiliktir; halbuki biz bütün iyi niyetimizle dostlarımıza saklayıp bunların dışında kalanları bir çırpıda ve kısa bir hükümle fena addediyoruz…

Ben zekâyı radyum gibi bitip tükenmez bir cevher sanıyordum… Onun insan eliyle yetişip gelişen bir şey olduğunu düşünmüyordum.

“Akşamdan akşama iki kadehin zararı yoktur. İnsana dünyayı unutturur. Eh, bu dünya da unutulacak dünya zaten.”

Unutmayın ki, bu dünyada en korkunç şey, ümidini kaybetmektir.

Kendimiz iyi olamıyoruz ve başkalarının iyiliğini küçük görmek için onlara reklamcı, hayır dua avcısı, hatta riyakâr diyoruz.

Sana teşekkür borçluyum evlat… Bana dünyanın hakikaten suratına tükürülmeyecek bir tek ama bir tek insan bile bulunmadığını sağlam bir şekilde ispat ettin.

“O gelmez artık.” Dedi. Nereden biliyorsun dedim. Gidişinden belliydi. Dedi…

Açık denizleri, etrafında duvar olmayan, uçsuz bucaksız yerleri arıyordum.

Her şeyi içinde boğmaya mecbur olmak, diri diri mezara kapanmaktan başka nedir?

Benzer Sözler :   Tapduk Emre Sözleri, Tapduk Emre'den Kıssalar

Bana hakikaten yaşamak imkânını verdiğin birkaç ay için sana teşekkür ederim. Böyle birkaç ay, birkaç ömür kıymetinde değil midir?

Her zamankinden daha çok yaşıyordu… Demek on sene evvel ölmüştü!

…insanların en günahsızına kabahatlerin en ağırını; seven bir kalbi yüzüstü bırakmak ihanetini yüklemenin, asla affedilmeyeceğini seziyordum.

Her gün biraz daha batağa saplandığımın farkındayım, fakat ne yapayım?

Ah, bu manasız dalgınlık! Birdenbire dünya ile alakam kesiliveriyor ve ben boşluklarda uçmaya başlıyorum…

Kimseden akıl danışmak âdetim değildir.

Sen benim ufak tefek şeylere metelik verir soydan olmadığımı bilirsin…

İnsan ömrü doğumdan ölüme kadar uzanan tek bir yoldan ibarettir ve bunun üzerinde yapılan her türlü taksimat sunidir…

Yüzünün her hattını ezbere bilişim, hatta onda, hakikatte mevcut olandan çok daha fazla manalar buluşum tabiiydi.

Güzel Sabahattin Ali Sözleri

İnsan tahammül edemeyeceğini sandığı şeylere pek çabuk alışıyor ve katlanıyor. Bende yaşayacağım… Ama nasıl yaşayacağım!..

Odamda beni kitaplarım bekler. Bu yegâne tesellidir.

Siz sevemezsiniz adaşım, siz şehirde yaşayanlar ve köyde yaşayanlar, siz birisine itaat eden ve birisine emredenler; siz birisinden korkan ve birisini tehdit edenler, siz sevemezsiniz…

Göklerde kartal gibiydim.
Kanatlarımdan vuruldum;
Mor çiçekli dal gibiydim,
Bahar vaktinde kırıldım.

Kendi içimizde, kendimize dair bilmediğimiz o kadar çok şey var ki…

Hayatta en güvendiğim insana duyduğum bu kırgınlık, adeta bütün insanlara dağılmıştı; çünkü o benim için bütün insanlığın timsaliydi.

Hayattan ayrılmayı istemeyiz, çünkü tatmin edilmemiş birçok arzularımız vardır.

Zaten sıkmadan uzun uzun anlatmasını bilen yegâne geveze, denizdir.

Demek hayat böyle iki adım ilerisi bile görülmeyen sisli ve yalpalı bir denizdi. Tesadüflerin oyuncağı olacak olduktan sonra ne diye bir irademiz vardı? Kullanamadıktan sonra göğsümüzü dolduran hisler ve kafamızda kımıldayan düşünceler neye yarardı?

Herkes gibi onun da akıbetini tesadüfler tayin edecekti.

Vücudumdaki her yıkılış, kafamda yeni bir parlaklığa yol açıyor.

İkimiz de birer insan arıyoruz, kendi insanımızı… Eğer birbirimizde bunu bulursak harikulade bir şey olur… Asıl ehemmiyeti olan budur, öteki meseleler ikinci derecede kalır…

Demek hayat böyle iki adım ilerisi bile görülmeyen sisli ve yalpalı bir denizdi. Tesadüflerin oyuncağı olduktan sonra ne diye bir irademiz vardı? Kullanmadıktan sonra göğsümüzü dolduran hisler ve kafamızda kımıldayan düşünceler neye yarardı?

Artık hiçbir şeyin değişmesine imkân yok… Lüzum da yok. Demek böyle olması icap ediyormuş. Yalnız söyleyebilsem… Bir kişiye olsun içimdekileri dökebilsem… Bunu sahiden istesem bile artık böyle bir insan bulmama imkân yok… Bende arayacak hal kalmadı… Kalsa da aramam…

Yaşamak, tabiatın en küçük kımıldanışlarını sezerek, hayatın sarsılmaz bir mantık ile akıp gidişini seyrederek yaşamak; herkesten daha çok, daha kuvvetli yaşadığını, bir ana bir ömür kadar çok hayat doldurduğunu bilerek yaşamak… Ve bilhassa bütün bunları anlatacak bir insanın mevcut olduğunu düşünerek, onu bekleyerek yaşamak…

Kaybedilen en kıymetli eşyanın, servetin, her türlü dünya saadetinin acısı zamanla unutuluyor. Yalnız kaçırılan fırsatlar asla akıldan çıkmıyor ve her hatırlayışta insanın içini sızlatıyor. Bunun sebebi herhalde , “Bu böyle olmayabilirdi!” düşüncesi, yoksa insan mukadder telakki ettiği şeyleri kabule her zaman hazır.

“İnsan dünyaya sadece yemek, içmek, koynuna birini alıp yatmak için gelmiş olamazdı. Daha büyük ve insanca bir sebep lazımdı.”

Bu ne sonu gelmez tarla, bağ, ev, zeytinlik ve beşibiryerdeyi! Nesilden nesile biriken ve değişen zamanın değirmeninde erimeye başlayan bu servetler bir türlü bitmek bilmiyordu.

Kitaplar yeni tanıdıklarına karşı çok ketum olurlar. Bir kere de onlarla laubali oldunuz mu size sahip oldukları her şeyi verirler. Onlar bizim isteyebileceğimiz her şeye fazlasıyla sahiptirler.

“Ne kimse beni teselli etmeli ne de ben kimseyi… İkiyüzlülük tesellide son haddini bulur.”

Hayat bu derece manasız ve insan dünyaya boş durmak için gelmiş olamazdı.

Kullanamadıktan sonra göğsümüzü dolduran hisler ve kafamızda kımıldayan düşünceler neye yarardı?

“Hiç geçmeyen, hiç unutulmayan şeyler de var, beyefendi! Ölünceye kadar insanın sırtından atamayacağı şeyler de var…”

… herşeyi, herşeyi bilhassa ruhumu hiç bulunmayacak yerlere saklamalı.

“Etrafımız o kadar çirkefle dolu ki, temiz kalmak için bir tek çare var. Kendi dünyamıza çekilmek ve muhitle, hiç olmazsa manen, alakamızı kesmektir.”

Kendini halinden şikayet etmeye alıştırma, kendine etmiş olursun. İçkiye de şimdilik çok heves etme. Bazen insan avunmak için başka çare bulamıyor ama sen nefsine hâkim ol. Biraz daha yaşlandıktan sonra nasıl olsa başlarsın. Hatta o zaman lazımdır da. Akşamdan akşama iki kadehin zararı yoktur. İnsana dünyayı unutturur. Eh, bu dünya da unutulacak dünya zaten…

“İlkbahar gibi bir mevsimi olan bu dünya, üzerinde yaşanmaya değer… Ne olursa olsun…”

Dayak o kadar mühim değildir, diyordum. Çünkü otuz kırk sopadan sonra insan çok kere bir şey hissetmiyor. Tabuta girmek, susuzluk, uykusuzluk hepsi geçiyor. İstesek de, istemesek de geçiyor. Ne kadar korkunç olurlarsa olsunlar, bunları çekerken, şu nokta daima aklımızda: Bunlar benim iradem dışında olan işler. Önüne geçmek için ne yapabilirim? Yalvarmak mı? Asla… Ne faydası var ki? Dilimiz ayrı, dünyamız ayrı… Kuzunun kurda yalvarması gibi bir şey olur. Çünkü bana işkence edenler de, birkaç ruh hastası bir yana, bunu sadece zulüm olsun diye, zevk almak için yapmıyorlar… Vazife diye başlamışlar… Ruhunu ekmek parasına satan her insan gibi yavaş yavaş alışmışlar, birer makine haline gelmişler. Bizi onlardan asıl iğrendiren, daha ziyade insanın böyle bir makine haline gelmesi. Evet, ben ben olarak ve o o olarak kaldıkça, aradaki mesafe muhafaza edildikçe işkence ve dayak o kadar da mühim değil.

Peki, ama bu sevmek midir be adaşım, bir kadını öpmek, onu istemek sevmek midir? –Değirmen

Ben şuna inanıyorum ki, üç buçuk günlük ömrümüzü kendimize zehir etmemek için… Ne geçmişteki hayatımıza ve kaçırdığımız fırsatlara ne de istikbalin olmayacak hülyalarına kulak asmayarak bugünümüze hapsolup yaşamalıyız.

Kadın bir erkeğe varmaz, kadın bir erkeğe verilmez ve bir erkek kızı almaz. Almak-vermek bu tabirler kadını kıymetten düşüren, ona küçülten şeylerdir.

Birbirimizi aldatmaya, gözümüzü bağlamaya lüzum yoktur.

Bu nasıl hürriyet! Hala kavuklu padişah yerinde oturuyor! Padişah yerinde oturduktan, onun iradesi hüküm sürdükten sonra, hürriyetin ne manası kalırdı?

Güneş herkese aynı ışığı dağıttığı halde kuvveti ellerinde tutanlar bizim ondan kendileri kadar istifade etmemize hayret ediyorlar. Buna müsaade etmek istemiyorlar. Zannediyorlar ki, herhangi bir tesadüfün bugün kuvveti onlara vermiş olması bizim bu havayı da az teneffüs etmemiz… Bu güneşte daha az ısınmamız için bir sebeptir.

Fakat dünya insan olmayan insanlarla doludur ve onun korkmakta belki de hakkı vardı.

Hayatta fikirler çok büyük, kafalar çok küçük… İnsanların kafaları sizin içinizi dolduran şeyleri anlamayacak kadar mini mini…

Cennet gibi yerler virane oldu diye yabancıda keramet Müslümanda kabahat arama!

Cahillikle fakirlik bir olmuş, sultan Süleyman’ın mülkü dağılmış…

Bu memleket bu aşağılık duygusundan ne zaman kurtulacak bilmem? Yabancı olsun da kim olursa olsun. Hemen baş tacı ederiz.

Not: Sizden de Sabahattin Ali Sözleri ile ilgili yorumlarınızı ve Sabahattin Ali Sözleri bekliyoruz.

Bizi Facebook, Twitter ve Instagram hesaplarımızdan takip ediniz.

Yazımızı Değerlendirebilirsiniz
[Toplam: 2 Ortalama: 4]

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here