Ana sayfa Ünlü Sozleri Cemil Meriç Sözleri, Jurnal Sözleri, Bu Ülke Sözleri, Cemil Meriç Şiirleri

Cemil Meriç Sözleri, Jurnal Sözleri, Bu Ülke Sözleri, Cemil Meriç Şiirleri

0
PAYLAŞ
Cemil Meriç Sözleri
Cemil Meriç Sözleri

Cemil Meriç Sözleri yazımızda kitapla yoğrulmuş bir fikir işçisi olan Cemil Meriç‘in kitaplarından seçmeler yaptık. Jurnal, Bu Ülke, Umrandan Uygarlığa ve diğer eserlerinden en güzel Cemil Meriç Sözleri ile Meriç’in Dünyası’na adım attık.

En Güzel Cemil Meriç Sözleri

Neredesin, yanan alnımı müşfik avuçlarında dinlendirecek meçhul dost?

Zulmün olduğu yerde tarafsızlık, namussuzluktur.

Hayır” diyebilmek bir fazilettir.

Yaprak ağaçtan düşünce, rüzgarın oyuncağı olurmuş.

Aydın olmak için önce insan olmak lazımdır. İnsan, mukaddesi olandır.

En Güzel Cemil Meriç Sözleri
Cemil Meriç Sözleri

Yürümesini bilmeyenler, koşanlara kızarlar.

Akıl doğruyu gösterir, iyi ve kötüyü ayıran gönüldür.

Düşman, hepimizin ortak düşmanı: Yalancı Avrupa ve şuursuz Orta Doğu insanı.

İnsanlara değil, Tanrı’ya itaat edeceksin.

Çığlıkta ahenk aranmaz.

Bu memlekette sağcı-solcu, ilerici-gerici yoktur, namuslu ve namussuzlar vardır. Siz namuslulardan olun! Göreceksiniz çok kalabalık olacaksınız!

Samimiyet öyle bir dildir ki kör de görür, sağır da duyar.

Dante cehennemi anlayamamış dostum. Cehennem hatıraların küllenmesi, ümitlerin susması. Cehennem haykıramamak, ağlayamamak.

Taraf tutmayan insan, şahsiyeti felce uğramış insandır. Ben tarafım, hakikatin tarafıyım.

Cemil Meriç Jurnal Sözleri

Din, aşk, şiir: boşlukta yuvarlanan insanın bir yıldıza attığı merdivenler.

Sevmek yaşamaktır.

Bütün gayretlerimizin ortak bir hedefi olmalı: Kendimizi ben’in diktatörlüğünden kurtarmak.

Hayatımıza salgı bezlerimiz hükmediyor. Şuurun karanlık bölgelerinden yükselen çığlıkları susturamıyoruz.

Cemiyet bir sümüklüböcek gibi ezer seni, zırhlı değilsen.

Cemil Meriç Sözleri Jurnal
Cemil Meriç Sözleri Jurnal

Kelime leşleriyle dolu bir kafatası, hora tepen mefhumlar; kaypak, insicamsız ve ipliği kopmuş tespih taneleri gibi her biri bir tarafa dağılıveren kelimeler…

Heyecan daima taze, kelime ezelden beri eski.

Her zafer bilhassa onu hak etmeyenler için ağır bir yüktür.

İstikbali dokuduğumuz bir ipliktir zaman.

Sudaki aksine iğrenen Narsis: çağımız aydını.

Tarih galiplerin yazdığı bir kitap.

Ey Beklenen! Ne zaman gözlerinin yıldızı bu heyulayı dağıtıverecek?

Göz yaşlarından inci yapmak… şairin kaderi bu. Bu incilerin bir sevgili kâkülünde pırıldadığını görebilmek de en büyük mükafatı.

Toprak olmak. Bağrında çiçeklerin yükseldiği bir toprak ve çiçeklerde yaşamak…

Ey karşısında vecitli saatler yaşadığım seki dostum kağıt! Ne zaman derdime kulak verecek, ne zaman kafamdakilere mâkes olacaksın? Fikirler kelebekler gibi, onları hafızaya iğnelemeye çalışınca bir toz yığını haline geliyorlar.

Kafası boşlukta dönen bir çark gibi manasız ve faydasız uğultularla dolu. Hatıralar çabuk biten ve okuna okuna hiçbir cazibesi kalmayan eski bir kitap gibi.

Görmeyen insan, bozuk bir ampul gibi manasız; bıraktığınız yerde klan bir paket; içinde eski hatıralar olduğu için arada bir karıştırılmaya layık… Çocukken oynadığımız taşbebek gibi atmaya kıyamadığımız acayip bir külçe.

Deha dikenli bir taç.

Oyuncak değiştiren çocuk daima daha kötü, daha hantal, daha tehlikeli oyuncaklar peşinde.

Ey müminler, saadetinizi gölgeleyen tek ıstırap, inanmayanlara karşı duyulan merhamet olmalıdır.

Felaketlerimiz üzerinde durmak, dikkatimizi fizik ve manevi yaralarımıza teksif etmek bizi köstebeklerle aynı seviyeye indirir.

Hürriyet yetenektir, güçtür, bağımsızlıktır.

İnsan tek başına kendisini şekillendiren bir bütün değil.

İnsan kendi varlığını her gün biraz daha az kusursuz bir heykele benzetmek için boşuna gayre harcıyor.

Zaten tecrübelerin bar bar bağırmasına rağmen kaosun sırtına mantık kaftanını giydirmeye çalışmak ayrı bir mantıksızlık.

Bana öyle geliyor ki, kapakları açılmış bir baraj gibi kelimeler boşanacak içimden. Günlerce, aylarca. Ama bu kelimelerin hangi düşünce çarklarını döndüreceği belli değil.

Cümle bazen bir çığlıktır, bir şimşek pırıltısıdır, yanar söner.

Değerler levhasının her gün yazılıp bozulduğu bir çağda hareketlerimizi, yöneltecek kıstas nerede?

Bir öfkenin, bir acının kızgın demiri kalbinize dokunmadıkça ses gelmiyor ondan. Halbuki bizden ebediyete kalacak: bu çığlık. Sevinç çığlığı, azap çığlığı, merhamet çığlığı.

En Güzel Cemil Meriç Sözleri, Jurnal

Hayata zincirliyiz kollarımızdan, zaaflarımızdan çiviliyiz.

Günler senden birer parça götüren haramiler, kırk haramiler, kırk bin haramiler.

Günler sam yeli, sen çöl, sen kumdan bir tepecik.

Doğuramamak çoğalamamaktır. Çoğalamamak ölmek.

En acı hatıralar kelimeleşince nasıl bayağılaşıyor.

Tımarhaneler uzviyetinin emirlerine kulaklarını tıkayan gafillerle dolu.

Düşen tutunacağı dalı seçmez.

Sürü ile acı çekmek, acı çekmemek gibi bir şey. Sürünün terk ettiği hasta bir koyun olmak güç.

Sevdiklerimiz bazen bir vicdan azabı.

Bulutlara benzer duygular: Turuncu, erguvan, beyaz. Bir rüzgar sürükler hepsini. Bulutlara güven olmaz.

Çiçeklere benzer duydular: Gönüllerde yıldız yıldız açılır, meyve olur, ağaç olur; nesiller dinlenir gölgesinde: muzaffer alınlarda taç olur.

Türk aydını yangından kaçar gibi uzaklaşıyor yurdundan. Hayır, kirlettiği bir odadan kaçar gibi. Unutuyor ki vatanı kenefe çeviren kendisi.

Aydın, Tanzimat’tan beri Barı Kapitalizmin şuursuz simsarı.

Sanatın vazifesi faniyi ebedileştirmek, tabiattaki korkunç tahrip dehasıyla göğüs göğüse mücadele etmek değil mi?

Trajedi destanla akraba.

Sanatkâr yaralarını göz önüne sererek merhamet dilenen çanak yalayıcı değildir.

Bu millet on senede bir değişen hafızasız nesiller amalgamı…

Mazi yok, tarihimizi tanımıyoruz. Din ölüm yatağında.

İnsan belki de kâinatın en garip macerası.

Benzer Sözler :   Üstad Necip Fazıl Kısakürek Hayatı - Sultanü'ş Şuarâ

Fabrikaların uğultusu, İsrafil’in suru gibi, insanların uykusunu kaçırıyor.

İnsanlar görüyorum… yangıdan kaçar gibi kaçıyorlar vazifeden. Önlerinde uçurum. Bir uçurum ki memleketin insanlarıyla dolu… bir uçurum ki uçsuz bucaksız… uçurum değil, bir ejderin ağzı.

Kadın da bayrak gibi bir sevgiyi mihraklaştırdığı ölçüde kutsallaşıyor.

Kelimeler bütün bir devri aydınlatan ateş böcekleri.

Her yazı meçhule atılan bir kement. Her söz bir davet.

Aşkın kendisine has sezişleri, keşifleri var.

Tarihin ölüme mahkûm ettiği kavimlerde hep aynı psikoz: kendini küçük görme psikozu.

İki tarih var: bütün fatihleri birbiri üstüne yığan, zamandan faydalanan milletlerin tarihi, mirasyedi milletlerin tarihi.

İnsan mağarasını terk etti edeli kaderle boğaz boğazadır. Kaderin ilk tecellileri fırtına sel, gece ve canavarlar. İnsan bunları ehlileştirdi. Ehlileştiremediği tek düşmanı kaldı: kendisi.

Hakikat o kadar çirkin mi? Neden süprüntü kutularından tedarik ettiğiniz paçavralara sarıp sarmalıyorsunuz?

Yani dünle yarın arasındaki kopuş hazin, çünkü yarın şimdiden dün…

Cemil Meriç Bu Ülke Sözleri

Mefhumların kâh gülünç, kâh korkunç maskelerle raksa çıktığı bir karnaval balosu, fikir hayatımız.

Kavga, insanla kader arasında değil artık, insanla kelime arasında. Rüyaları onlar bayraklaştırıyor. Yığınlar, onun için dövüşüyor, onun için ölüyorlar.

Cemil Meriç Sözleri Bu Ülke
Cemil Meriç Sözleri Bu Ülke

Murdar bir hal’den muhteşem bir maziye kanatlanmak gericilikse, her namuslu insan gericidir.

Argo, kanunlardan kaçanların dili. Uydurma dil, tarihten kaçanların… Argo, korkunun ördüğü duvar.

Kamus, bir milletin hafızası, yani kendisi; heyecanıyla, hassasiyetiyle, şuuruyla.

Yobaza düşmanlık, tarihe düşmanlık. Yobaz biziz, en güzel taraflarımızla.

Karanlıkta kavga olmaz. İdeolojiler, uçurumları aydınlatan hırsız fenerleri.

Kaosu kosmos yapan insan zekası, tecrübelerini ideolojilerde sergilemiş.

Cemil Meriç Sözleri Bu Ülke
Cemil Meriç Sözleri Bu Ülke

Her dudakta aynı rezil şikayet: yaşanmaz bu memlekette!

Vatanlarını yaşanmaz bulanlar, vatanlarını “yaşanmaz”laştıranlardır.

Çağdaşlaşmak, Avrupa’nın yeni bir ihraç metaı, kokain ve LSD gibi.

Çağdaşlaşmak neden Avrupa’nın putlarına perestiş olsun?

Çağdaşlaşmanın halk vicdanında adı asrileşmektir; asrileşmek yani maskaralaşmak, gavurlaşmak.

Tarihimiz mührü sökülmemiş bir hazine.

Nezleye yakalanır gibi ideolojilere yakalanıyoruz, ideolojilere ve kelimelere.

Tanzimat sonrası Türk aydınına en çok yakışan sıfat müstağrip. Edebiyatımız bir gölge-edebiyat; düşüncemiz bir gölge-düşünce. Üç edebi nevi itibardadır: Taklit, intihal, tercüme.

Türk düşünce tarihi, ülkesiyle göbek bağını koparan bir intelijansiyanın dramı.

İnsanından kopan intelijansiyanın kaderi suya nakışlar çizmek.

Her çağ kendi rüyalarını, kendi emellerini söyletmiş kelimeye; her demagog kendi yalanlarını. Uğrunda sel gibi kan akıtılmış. Nedir bu demokrasi?

İrfan düşüncenin bütün kutuplarını kucaklayan bir kelime.

Avrupa Tanzimat’tan beri aynı emelin kovalayıcısıdır: Türk aydınından mukaddesi öldürmek. Mukaddesi yani İslamiyet’i.

Osmanlı için şuurdur din, tesanüttür, sevgidir. Osmanlı toplumu insan haysiyetine ve inanç birliğine dayanır.

Avrupa Osmanlı ülkesine papaz ihraç eder. Hristiyanlığa davet için mi? Ne münasebet. Tek emeli Osmanlı’yı dinsizleştirmek. Dinsizleştirmek, yani etnik bir toz haline getirmek.

Bu ülkenin bütün ırklarını, tek ırk, tek kalp, tek insan haline getiren İslamiyet olmuştur.

Akıl, devlerin değil cücelerin silahı.

Ve ilmin çarkı, küflenmiş bir saatin akreple yelkovanı gibi kendi öldüğü gün durmayacaktır.

Şiddeti yok eden şiddet, yalanların en alçakçası değilse vehimlerin en şairanesi. Her kavganın ezeli mazereti: son kavga olmak.

Cemil Meriç Sözleri, Umrandan Uygarlığa 

“Hangi Batı” bir facianın hikayesi: iki yüzyıldan beri kurbanı ve kahramanı olduğumuz bir facianın.

Batıda ıslah korumak içindir, bizde yok etmek için.

Bilmek kıyas etmektir. Kendinizi tanımayınca, başka ülkelerle nasıl kaşılaştırabiliriz?

Batıyı ihya eden zihniyet, bizi çökertiyor.

Bir Hint bilgesi, hatadan hakikate geçilmez diyor. Bir hakikatten başka bir hakikate geçilir.

İman şüpheyi nasıl anlar?

Batıyı her alanda taklit etmek hataların en büyüğü.

İnsanlara değil, Tanrı’ya itaat edeceksin.

İki yol var insan için: Kendi kendini imha veya gerçekten insanlaşmak

Vatanlarına hiçbir manevî haz duymayanların, bu vatanla nasıl bir ilgileri olabilir?

Cemil Meriç Şiirleri Kısa

Yıldızları söndürmüş Fırtına

Yıldızları sönԁürmüş fırtına

Batan bir gemіdesin

Senden ne kalacak yarına

Kıyılarԁan imdat isteyen, sesin

Bi Çare Aşk

Seni  ԁüşünüyorum gecenin sessizliğinde

Bir ateş yanıyor ruhumun  ԁerinliklerinde

Hayallerinle besleniyor bu ateş

Ben ölsem de hiç sönmeyecek bu ateş

Bir an kaybolsan hayalimden

Olur bu dünya bana cehennem

Ne zaman biter bu aşk bilmem

Sensiz olamam bir an bile ben

Hani hasret kalır ya toprak suya

Hasretim sana toprak misali

Ne mecnunlar gördü bu dünya

Leyla olmazsa zindan misali

Baki Kalan

Sensiz giden trenler,

Ufuklarda kaybolan birer ümit

Nehir gibi akmıyor günler Heraklit Heraklit.

Zaman masal kuşlarına benziyor

Abûs, kocaman, sâkit.

Araf

Ben Araf’tan ileri geçemedim. Geçemem ԁe artık.

Ama  ѕana cennetin haritaѕını veriуorum.

Unutma ki biraz da seni taşıԁığım için ԁizlerimin ԁermanı kesildi.

Bu bir şikaуet değil, bir ikaz.

Nerelerden geçtik bilemezsin.

Cemil Meriç Sözleri yazımız ile ilgili görüşlerinizi en güzel Cemil Meriç Sözlerini siz de paylaşabilirsiniz.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here