Ana sayfa Şiirler Güzel Yüzlü Adam Nazım Hikmet Şiirleri – Pirayeye En Güzel Aşk Şiirleri

Güzel Yüzlü Adam Nazım Hikmet Şiirleri – Pirayeye En Güzel Aşk Şiirleri

0
Nazım Hikmet Şiirleri
Nazım Hikmet Şiirleri

Nazım Hikmet Şiirleri ve sözlerinin ne kadar bu kadar çok ilgi gördüğünü onun şiirlerini ve hayatını okumadan anlayamazsınız. Bir toplumda her dönemde birçok yeni şair gelebilir, ama gerçek anlamda yenilik getiren şairler çok seyrek ortaya çıkar. Nazım Hikmet, doğal şiir yeteneği ile Türk şiirlerine yenilik getirdi.

Aşkı, özgürlüğü, eşitliği, mücadeleyi bu kadar karmaşık duygular ancak bu kadar sade yazılmış dizelerle ancak böyle anlatılabilirdi.

Hayatının yaklaşık 13 senesi cezaevlerinde, son 12 senesi de deliler gibi sevdiği Anadolu’ya hasret içinde yurt dışında geçmiş. Nazım Hikmet Şiirleri, hapishanelerdeki yalnızlığında yıllarca en iyi arkadaşı olmuş.

Nazım Hikmet  Şiirleri

Nazım Hikmet Şiirleri yazımızda İnternet’te en çok aranan Nazım Hikmet Şiirlerini Günler (nazım hikmet geberiyorum, nazım hikmet ran geberiyorum), Bir Ayrılış Hikâyesi (seni seviyorum ama nasıl), Seni Düşünmek (seni düşünmek güzel şey, ben artık şarkı söylemek istiyorum), Piraye İçin yazılmış: Saat 21-22 Şiirleri (Piraye’ye ne güzel şey hatırlamak seni diyor.) Anlayamadılar (Biz ince bel , rakı sofrası için), Sen (ne ben sezarım ne de sen brütüssün), Kadınlarımız (Kurtuluş savaşı sırasında kahramanlar kadınları anlattığı şiir)  ve en güzel Nazım Hikmet Şiirlerini bulabilirsiniz.

Aşağıdaki bağlantılardan istediğiniz Nazım Hikmet Şiirleri ve Nazım Hikmet Sözleri- Aşk Sözleri yazımıza ulaşabilirsiniz.

1Aşk Mönüsü19Karlı Kayın Ormanında…
2Bahar Gülü20Kerem Gibi…
3Ben İçeri Düştüğümden Beri21Mavi Gözlü Dev
4Ben Sen O22Mevlana
5Ben Senden Önce Ölmek İsterim…23Piraye İçin yazılmış : Saat 21-22 Şiirleri
6Beş Satırla…2424.Eylül.1945 Piraye’ye
7Beyazıt Meydanındaki Ölü…256.Ekim.1945 Piraye’ye
8Bir Ayrılış Hikayesi…268.Ekim.1945 Piraye’ye
9Bu Vatana Nasıl Kıydılar…278.Kasım.1945 Piraye’ye
10Dünyanın En Tuhaf Mahluku…281945 yılı Aralık ayının dördü
11Gözleri Siyah Kadın29Piraye’ye 6.Aralık.1945
12Günler30Piraye’ye Rubai
13Hapiste Yatacak Olana Bazı Öğütler31Sen
14Hasret (01) …32Sen Benim Sarhoşluğumsun
15Herkes Gibi…33Sen Güneşin Altında Yeşil Gözlerinle
16Seni düşünürüm34Seni Düşünmek
17Kadınlar35Sevgilim
18Karıma Mektup36Seviyorum Seni

Nazım Hikmet En Güzel Şiirleri

Aşk Mönüsü

Sen sabahlar ve şafaklar kadar güzelsin
Sen ülkemin yaz geceleri gibisin
Saadetten haber getiren atlı kapını çaldığında
Beni unutma
Ah! saklı gülüm
Sen hem zor hem güzelsin
Şiirlerimin ılıklığında açılmalısın
Sana burada veriyorum hayata ayrılan buseyi
Sen memleketim kadar güzelsin
Ve güzel kal

Nazım Hikmet RAN
Gönderen: Nazım Gezer

Bahar Gülü

Akşamdı.
Adı bahar mı gül mü güz mü
İlk görüşte gülmeye başlamıştı.
Biraz dalgın sesi titrek selam vermemiştim.
Oysa belki de kırdım istemeyerek hızlı hızlı yürüyordu.
Kaşını almış dudağını boyamıştı.
Yüzü sonbahar hüznü güneşe benziyordu.
Gülüşü birden bire geldi,beklemiyordum.
Keskin bir bıçak gibi saplandı aklıma…
Hep böyle cana yakın mı bakar acaba?

Akşamdı
Uzak bir deniz kenarında oturmuş efkâr yakıyordum.
Karanlık tutmuştu yolları
Kim bilir kimin boynundaydı kolları gecelerdir.
Kötümserdim
Sakallarımı uzatmış durup durup uzakları dinlemiştim.
Belki de bir zehirli göz tarafından zehirlenmiştim.
Telefonu geldi aniden,
Dilinde kelimeler bir şeyler söylüyordu.
Dilinde kelimeler silerek bilmeyerek bi şeyler söylüyordu.
Gülerek yaz geçti,
Kış geçti benden bir bahar geçti ben bahardan geçmedim.

Akşamdı!
Uyanıktım yatağımda oturuyordum.
İstanbul mışıl mışıl uyuyordu.
Şimdi ne yapıyordu?
Ne yemiş, ne içmişti?
Nerede dans etmişti?
Gözleri dolu muydu,
Yoksa düşleri dolu muydu?
Neyse neyse bunları düşünmek istemiyordum.
Kanıma girmişti bir kere
Sanki başı göğsümde eli elimdeydi.
Yaşamak sevmekten geçer diyerek
Belki de sevdim isteyerek…

Sabahtı O yoktu,
Ben yıkılıp gitmiştim.
Bir daha ne zaman, nerede, ne olacağımızı ikimizde bilmiyorduk.
Belki yeni başlayacaktık,
Belki hiç başlamayacaktık,
Belki de başlayıp bitirmiştik.
Belki de Belki de…

Nazım Hikmet

Ben İçeri Düştüğümden Beri

Ben içeri düştüğümden beri güneşin etrafında on kere döndü dünya
Ona sorarsanız: ’Lafı bile edilemez, mikroskobik bi zaman…’
Bana sorarsanız: ‘On senesi ömrümün…’

Bir kurşun kalemim vardı, ben içeri düştüğüm sene
Bir haftada yaza yaza tükeniverdi
Ona sorarsanız: ’Bütün bi hayat…’
Bana sorarsanız: ‘Adam sende bi hafta…’

Katillikten yatan Osman; ben içeri düştüğümden beri
Yedi buçuğu doldurup çıktı.
Dolaştı dışarıda bi vakit,
Sonra kaçakçılıktan tekrar düştü içeri, altı ayı doldurup çıktı tekrar.
Dün mektubu geldi; evlenmiş, bi çocuğu olacakmış baharda…

Şimdi on yaşına bastı, ben içeri düştüğüm sene ana rahmine düşen çocuklar.
Ve o yalın titrek, uzun bacaklı tayları,
Rahat, geniş sağrılı birer kısrak oldu çoktan.
Fakat zeytin fidanları hala fidan, hala çocuktur.
Yeni meydanlar açılmış uzaktaki şehrimde, ben içeri düştüğümden beri…

Ve bizim hane halkı, bilmediğim bir sokakta, görmediğim bi evde oturuyor
Pamuk gibiydi bembeyazdı ekmek, ben içeri düştüğüm sene
Sonra vesikaya bindi
Bizim burda, içerde
Birbirini vurdu millet, yumruk kadar simsiyah bi tayin için
Şimdi serbestledi yine, fakat esmer ve tatsız

Ben içeri düştüğüm sene, ikincisi başlamamıştı henüz
Daşov kampında fırınlar yakılmamış, atom bombası atılmamıştı Hiroşima’ya
Boğazlanan bir çocuğun kanı gibi aktı zaman
Sonra kapandı resmen o fasıl, şimdi üçünden bahsediyor Amerikan doları

Fakat gün ışığı her şeye rağmen, ben içeri düştüğümden beri
Ve karanlığın kenarından, onlar ağır ellerini kaldırımlara basıp doğruldular yarı yarıya
Ben içeri düştüğümden beri güneşin etrafında on kere döndü dünya

Ve aynı ihtirasla tekrar ediyorum yine
‘Onlar ki; toprakta karınca, su da balık, havada kuş kadar çokturlar.
Korkak, cesur, cahil ve çocukturlar,
Ve kahreden yaratan ki onlardır,
Şarkılarda yalnız onların maceraları vardır’
Ve gayrısı
Mesela, benim on sene yatmam
Laf’ı güzaf…

Nazım Hikmet RAN
Gönderen: Nazım Gezer

Ben Sen O

O, yalnız ağaran tanyerini görüyor
Ben, geceyi de
Sen, yalnız geceyi görüyorsun,
Ben ağaran tanyerini de.

Gönderen: Nazım Gezer
Nazım Hikmet Şiirleri

Ben Senden Önce Ölmek İsterim…

Ben
senden önce ölmek isterim.
Gidenin arkasından gelen
gideni bulacak mi zannediyorsun?
Ben zannetmiyorum bunu.

İyisi mi,
beni yaktırırsın,
odanda ocağın
üstüne korsun
içinde bir kavanozun.

Kavanoz camdan olsun,
şeffaf,
beyaz camdan olsun
ki içinde beni görebilesin

Fedakârlğımı anlıyorsun :
vazgeçtim toprak olmaktan,
vazgeçtim çiçek olmaktan
senin yanında kalabilmek için.

Ve toz oluyorum
yaşıyorum yanında senin.
Sonra, sende ölünce
kavanozuma gelirsin.

Ve orada beraber yaşarız
külümün içinde külün
ta ki bir savruk gelin
yahut vefasız bir torun
bizi ordan atana kadar…

Ama
biz
o zamana kadar
o kadar karışacağız ki birbirimize
atıldığımız çöplükte bile
zerrelerimiz
yan yana düşecek.
Toprağa beraber dalacağız.

Ve bir gün yabani bir çiçek
bu toprak parçasından nemlenip filizlenirse
sapında muhakkak iki çiçek açacak :
biri
sen
biri de
ben.

Ben
daha olumlu düşünüyorum
Ben daha bir çocuk doğuracağım
Hayat taşıyor içimden.
Kaynıyor kanım.

Yaşayacağım, ama çok, pek çok,
ama sen de beraber.
Ama ölüm de korkutmuyor beni.
Yalnız pek sevimsiz buluyorum
bizim cenaze şeklini.
Ben ölünceye kadar da
Bu düzelir herhalde.
Hapisten çıkmak ihtimalin var mı bugünlerde?
İçimden bir şey :
belki diyor.

Nazım Hikmet
Gönderen: Nazım Gezer

Beş Satırla…

Annelerin ninnilerinden
spikerin okuduğu habere kadar,
yürekte, kitapta ve sokakta yenebilmek yalanı,
anlamak, sevgilim, o, bir müthiş bahtiyarlık,
anlamak gideni ve gelmekte olanı.

Nazım Hikmet
Gönderen: Nazım Gezer

Beyazıt Meydanındaki Ölü…

Bir ölü yatıyor
ders kitabı bir elinde
bir elinde başlamadan biten rüyası
bin dokuz yüz altmış yılı Nisanında
İstanbul’da, Beyazıt Meydanı’nda.

Bir ölü yatıyor
vurdular
kurşun yarası
kızıl karanfil gibi açmış alnında
İstanbul’da, Beyazıt Meydanı’nda.

Bir ölü yatacak
toprağa şıp şıp damlayacak kanı
silâhlı milletimin hürriyet türküleriyle gelip
zaptedene kadar
büyük meydanı.

Nazım Hikmet RAN
Gönderen: Nazım Gezer

Bir Ayrılış Hikayesi…

Erkek kadına dedi ki:
-Seni seviyorum,
ama nasıl,
avuçlarımda camdan bir şey gibi kalbimi sıkıp
parmaklarını kanatarak
kırasıya
çıldırasıya…

Erkek kadına dedi ki:
-Seni seviyorum,
ama nasıl,
kilometrelerle derin, kilometrelerle dümdüz,
yüzde yüz, yüzde bin beş yüz,
yüzde hudutsuz kere yüz…

Kadın erkeğe dedi ki:
-Baktım
dudağımla, yüreğimle, kafamla;
severek, korkarak, eğilerek,
dudağına, yüreğine, kafana.

Şimdi ne söylüyorsam
karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana..

Ve ben artık
biliyorum:
Toprağın –
yüzü güneşli bir ana gibi –
en son en güzel çocuğunu emzirdiğini..

Fakat neyleyim
saçlarım dolanmış
ölmekte olan parmaklarına
başımı kurtarmam kabil
değil!

Sen
yürümelisin,
yeni doğan çocuğun
gözlerine bakarak..

Sen
yürümelisin,
beni bırakarak…
Kadın sustu.
SARILDILAR

Bir kitap düştü yere…
Kapandı bir pencere…
AYRILDILAR…

Nazım Hikmet Şiirleri
Gönderen: Nazım Gezer

Bu Vatana Nasıl Kıydılar…

İnsan olan vatanını satar mı?
Suyun içip ekmeğini yediniz.
Dünyada vatandan aziz şey var mı?
Beyler bu vatana nasıl kıydınız?

Onu didik didik didiklediler,
saçlarından tutup sürüklediler.
götürüp kâfire: «Buyur…» dediler.
Beyler bu vatana nasıl kıydınız?

Eli kolu zincirlere vurulmuş,
vatan çırılçıplak yere serilmiş.
Oturmuş göğsüne Teksaslı çavuş.
Beyler bu vatana nasıl kıydınız?

Günü gelir çarh düzüne çevrilir,
günü gelir hesabınız görülür.
Günü gelir sualiniz sorulur:
Beyler bu vatana nasıl kıydınız?

Nazım Hikmet Şiirleri
Gönderen: Nazım Gezer

Dünyanın En Tuhaf Mahluku…

Akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.

Serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.

Midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.

Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.

Bir değil,
ben değil,
yüz milyonlarlasın maalesef.

Koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırunca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.

Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.

Ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.

Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
– demeğe de dilim varmıyor ama –
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!

Nazım Hikmet

Gözleri Siyah Kadın

Gözleri siyah kadın o kadar güzelsin ki
Çok sevdiğim başına yemin ediyorum ben
Koyu bir çiçek gibi gözlerin kapanırken
Bir dakika göğsünün üstünde olsa yerim
Ömrümü bir yudumda ellerinden içerim
Gözleri siyah kadın o kadar güzelsin ki.

Nazım Hikmet

Günler

Geçip gitmiş günler gelin
rakı için sarhoş olun
ıslıkla bir şeyler çalın
geberiyorum kederden.

İlerdeki güzel günler
beni görmeyecek onlar
bari selam yollasınlar
geberiyorum kederden.

Başladığım bugünkü gün
yarıda kalabilirsin,
geceye varmadan yahut
çok büyük olabilirsin.

Nazım Hikmet RAN

Hapiste Yatacak Olana Bazı Öğütler

Dünyadan, memleketinden, insandan
umudum kesik değil diye
ipe çekilmeyip de
Atılırsan içeriye,
Yatarsan on yıl, on beş yıl
Daha da yatacağından başka,
‘Sallansaydım ipin ucunda
Bir bayrak gibi keşke”
Demiyeceksin,

Yaşamakta ayak direyeceksin.
Belki bahtiyarlık değildir artık,
Boynunun borcudur fakat,
Düşmana inat
Bir gün fazla yaşamak.

İçerde bir tarafınla yapayalnız kalabilirsin,
Kuyunun dibindeki taş gibi.
Fakat öbür tarafın
Dünyanın kalabalığına
Öylesine karışmalı ki,
Sen ürpermelisin içerde,

Dışarda kırk günlük yerde yaprak kımıldasa.
İçerde mektup beklemek,
Yanık türküler söylemek bir de,
Bir de gözünü tavana dikip sabahlamak
Tatlıdır ama tehlikelidir.

Tıraştan tıraşa yüzüne bak,
Unut yaşını
Koru kendini bitten,
Bir de bahar akşamlarından;
Bir de ekmeği
Son lokmasına dek yemeği,
Bir de ağız dolusu gülmeyi unutma hiçbir zaman.

Bir de kim bilir,
Sevdiğin kadın sevmez olur,
Ufak bir iş deme,
Yemyeşil bir dal kırılmış gibi gelir,
İçerdeki adama.

İçerde gülü, bahçeyi düşünmek fena,
Dağları, deryaları düşünmek iyi…
Durup dinlenmeden yazmayı,
Bir de dokumacılık tavsiye ederim sana,
Bir de ayna dökmeyi.

Benzer Sözler :   Aşk Şiirleri, Usta Yazarlardan En Güzel Duygusal Aşk Şiirleri

Yani içerde on yıl, on beş yıl,
Daha da fazla hatta
Geçirilmez değil,
Geçirilir,
Kararmasın yeter ki
Sol memenin altındaki cevahir

Nazım Hikmet

Hasret (01) …

Yüz yıl oldu yüzünü görmeyeli,
belini sarmayalı,
gözünün içinde durmayalı,
aklının aydınlığına sorular sormayalı,
dokunmayalı sıcaklığına karnının.

Yüz yıldır bekliyor beni
bir şehirde bir kadın.

Aynı daldaydık, aynı daldaydık.
Aynı daldan düşüp ayrıldık.
Aramızda yüz yıllık zaman,
yol yüz yıllık.
Yüz yıldır alacakaranlıkta
koşuyorum ardından.

Nazım Hikmet

Herkes Gibi…

Gönlümle baş başa düşündüm demin;
Artık bir sihirsiz nefes gibisin.
Şimdi tâ içinde bomboş kalbimin
Akisleri sönen bir ses gibisin.

Mâziye karışıp sevda yeminim,
Bir anda unuttum seni, eminim
Kalbimde kalbine yok bile kinim
Bence artık sen de herkes gibisin.

Nazım Hikmet

(Altıncı Kitap, Temmuz 1336/1920)

Seni düşünürüm

Seni Bıçak Yarası Gibi Hatırlarım
anamın kokusu gelir burnuma
dünya güzeli anamın.

Binmişin atlıkarıncasına içimdeki bayramın
fır dönersin eteklerinle saçların uçuşur
bir yitirip bir bulurum al al olmuş yüzünü.

Sebebi ne
seni bir bıçak yarası gibi hatırlamamın
sen böyle uzakken senin sesini duyup
yerimden fırlamamın sebebi ne?

Diz çöküp bakarım ellerine
ellerine dokunmak isterim
dokunamam
arkasındasın camın.

Ben bir şaşkın seyircisiyim gülüm
alacakaranlığımda oynadığım dramın.

Nazım Hikmet RAN

7 Ağustos 1959

Kadınlarımız

Toprak öyle bitip tükenmez, /dağlar öyle uzakta,
sanki gidenler hiçbir zaman
hiçbir menzile erişemeyecekti.

Kadınlar yürüyordu yekpare meşaleden tekerlekleriyle
Ve onlar
ayın altında dönen ilk tekerlekti.

Ayın altında öküzler
başka ve çok küçük bir dünyadan gelmişler gibi
ufacık kısacıktılar
ve pırıltılar vardı hasta kırık boynuzlarında
ve ayakları altından akan
toprak,
toprak,
ve topraktı.

Gece aydınlık ve sıcak
ve kağnılarda tahta yataklarında
koyu mavi humbaralar çırılçıplaktı.

Ve kadınlar
birbirlerinden gizleyerek
bakıyorlardı ayın altında
geçmiş kafilelerden kalan öküz ve tekerlek ölülerine.

Ve kadınlar
bizim kadınlarımız:
korkunç ve mübarek elleri
ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
anamız, avradımız, yarimiz
ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen
ve soframızdaki yeri
öküzümüzden sonra gelen
ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki
ve kara sabana koşulan ve ağıllarda
ışıltısında yere saplı bıçakların
oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan
kadınlar,
bizim kadınlarımız
şimdi ayın altında
kadınların ve hartuçların peşinde
harman yerine kehriban başlı sap çeker gibi
aynı yürek ferahlığı,
aynı yorgun alışkanlık içindeydiler.

Ve onbeşlik şaraplenin çeliğinde
ince boyunlu çocuklar uyuyordu.
Ve ayın altında kağnılar
yürüyordu Akşehir üzerinden Afyon`a doğru.

Nazım Hikmet

Karıma Mektup

Bir tanem!
Son mektubunda:
“Başım sızlıyor
yüreğim sersem!”
diyorsun.

“Seni asarlarsa
seni kaybedersem;”
diyorsun;
“yaşayamam!”

Yaşarsın karıcığım,
kara bir duman gibi dağılır hatıram rüzgârda;
yaşarsın, kalbimin kızıl saçlı bacısı
en fazla bir yıl sürer
yirminci asırlarda
ölüm acısı

Ölüm
bir ipte sallanan bir ölü.
Bu ölüme bir türlü
razı olmuyor gönlüm.
geçirecekse eğer
ipi boğazıma,
mavi gözlerimde korkuyu görmek için
boşuna bakacaklar
Nâzım’a!

Ben,
alaca karanlığında son sabahımın
dostlarımı ve seni göreceğim,
ve yalnız
yarı kalmış bir şarkının acısını
toprağa götüreceğim…

Karım benim!
iyi yürekli,
altın renkli,
gözleri baldan tatlı arım benim;
ne diye yazdım sana
istendiğini idamımın,
daha dava ilk adımında
ve bir şalgam gibi koparmıyorlar
kellesini adamın.

Haydi bunlara boş ver.
Bunlar uzak bir ihtimal.
Paran varsa eğer
bana fanila bir don al,
tuttu bacağımın siyatik ağrıları,

Ve unutma ki
daima iyi şeyler düşünmeli
bir mahpusun karısı.

Nazım Hikmet

11-11-1933 Bursa Hapishanesi

Karlı Kayın Ormanında…

Karlı kayın ormanında
yürüyorum geceleyin.
Efkârlıyım, efkârlıyım,
elini ver, nerde elin?

Ayışığı renginde kar,
keçe çizmelerim ağır.
içimde çalınan ıslık
beni nereye çağırır?

Memleket mi, yıldızlar mı,
gençliğim mi daha uzak?
Kayınların arasında
bir pencere, sarı sıcak.

Ben ordan geçerken biri:
‘Amca, dese, gir içeri.’
Girip yerden selâmlasam
hane içindekileri.

Nazım Hikmet RAN

Kerem Gibi…

Hava kurşun gibi ağır!!
Bağır
bağır
bağır
bağırıyorum.

Koşun
kurşun
eritmeğe
çağıryorum…

O diyor ki bana:
– Sen kendi sesinle kül olursun ey!

Kerem gibi
yana
yana…

“Deeeert çok,
hem dert yok”

Yüreklerin,
kulakları
sağır…
Hava kurşun gibi ağır…

Ben diyorum ki ona:
– Kül olayım
Kerem gibi
yana yana.

Ben yanmasam
sen yanmasan
biz yanmasak,
nasıl çıkar
karanlıklar
aydınlığa..

Nazım Hikmet

Mavi Gözlü Dev

O mavi gözlü bir devdi.
Minnacık bir kadın sevdi.
Kadının hayali minnacık bir evdi,
bahçesinde ebruliii
hanımeli
açan bir ev.

Bir dev gibi seviyordu dev.
Ve elleri öyle büyük işler için
hazırlanmıştı ki devin,
yapamazdı yapısını,
çalamazdı kapısını
bahçesinde ebruliiii
hanımeli
açan evin.

O mavi gözlü bir devdi.
Minnacık bir kadın sevdi.
Mini minnacıktı kadın.
Rahata acıktı kadın
yoruldu devin büyük yolunda.
Ve elveda! deyip mavi gözlü deve,
girdi zengin bir cücenin kolunda
bahçesinde ebruliiii
hanımeli
açan eve.

Şimdi anlıyor ki mavi gözlü dev,
dev gibi sevgilere mezar bile olamaz:
bahçesinde ebruliiiii
hanımeli
açan ev..

Nazım Hikmet Şiirleri

Mevlana

Silindi gönülden acı
Kalbe muhabbette buldum ilacı
Ben de müridinim işte Mevlana

Ebede set çeken zulmeti deldim
Aşkı içten duydum, arşa yükseldim
Kalpten temizlendim, huzura geldim
Ben de müridinim işte Mevlana…

Nazım Hikmet

Piraye İçin yazılmış : Saat 21-22 Şiirleri

Ne güzel şey hatırlamak seni :
ölüm ve zafer haberleri içinden,
hapiste
ve yaşım kırkı geçmiş iken…

Ne güzel şey hatırlamak seni :
bir mavi kumaşın üstünde unutulmuş olan elin
ve saçlarında
vakur yumuşaklığı canımın içi İstanbul toprağının…
içimde ikinci bir insan gibidir
seni sevmek saadeti…
Parmakların ucunda kalan kokusu sardunya yaprağının,
güneşli bir rahatlık
ve etin daveti :
kıpkızıl çizgilerle bölünmüş
sıcak
koyu bir karanlık…

Ne güzel şey hatırlamak seni,
yazmak sana dair,
hapiste sırtüstü yatıp seni düşünmek :
filânca gün, falanca yerde söylediğin söz,
kendisi değil
edasındaki dünya…

Ne güzel şey hatırlamak seni.
Sana tahtadan bir şeyler oymalıyım yine :
bir çekmece
bir yüzük,
ve üç metre kadar ince ipekli dokumalarım.
Ve hemen
fırlayarak yerimden
penceremde demirlere yapışarak
hürriyetin sütbeyaz maviliğine
sana yazdıklarımı bağıra bağıra okumalıyım…

Ne güzel şey hatırlamak seni :
ölüm ve zafer haberleri içinden,
hapiste
ve yaşım kırkı geçmiş iken…

Nazım Hikmet RAN

24 Eylül 1945

En güzel deniz: henüz gidilmemiş olandır.
En güzel çocuk: henüz büyümedi.
En güzel günlerimiz: henüz yaşamadıklarımız.
Ve sana söylemek istediğim en güzel söz:
henüz söylememiş olduğum sözdür… (Pirayeye)

Nazım Hikmet

6 Ekim 1945

Bulutlar geçiyor: haberlerle yüklü, ağır.
Buruşuyor hâlâ gelmeyen mektup avucumda.
Yürek kirpiklerin ucunda
uzayıp giden toprak uğurlanır.
Benim bağırasım gelir : – «P î r â y e ,
P î r â y e !…» – diye…

Nazım Hikmet Şiirleri

8 Ekim 1945

Çekilmez bir adam oldum yine :
uykusuz, aksi, nâlet.
Bir bakıyorsun ki
ana avrat söver gibi, azgın bir hayvanı döver gibi bugün çalışıyorum,
sonra bir de bakıyorsun ki
ağzımda sönük bir cigara gibi tembel bir türkü
sabahtan akşama kadar sırtüstü yatıyorum ertesi gün.
Ve beni çileden çıkartıyor büsbütün
kendime karşı duyduğum nefret
ve merhamet…

Çekilmez bir adam oldum yine :
uykusuz, aksi, nâlet.
Yine her seferki gibi haksızım.
Sebep yok,
olması da imkânsız.
Bu yaptığım iş ayıp
rezalet.

Fakat elimde değil
seni kıskanıyorum
beni affet…

Nazım Hikmet Şiirleri

8 Kasım 1945

Uzaktaki şehrimin damları üzerinden
ve Marmara denizinin dibinden geçip
sonbahar topraklarını aşarak
olgun ve ıslak
geldi sesin.
Bu, üç dakikalık bir zamandı.
Sonra, telefon simsiyah kapandı…

1945 yılı Aralık ayının dördü

İlk göz göze geldiğimiz günkü elbiseni çıkar sandıktan,
giyin, kuşan,
benze bahar ağaçlarına…
Hapisten
mektubun içinde yolladığım karanfili tak saçlarına,
kaldır, öpülesi çizgilerle kırışık beyaz, geniş alnını,
böyle bir günde yılgın ve kederli değil,
ne münasebet,
böyle bir günde bir isyan bayrağı gibi güzel olmalı Nâzım Hikmetin
kadını…

Nazım Hikmet Şiirleri

6 Aralık 1945

Onlar ümidin düşmanıdır, sevgilim,
akar suyun,
meyve çağında ağacın,
serpilip gelişen hayatın düşmanı.

Çünkü ölüm vurdu damgasını alınlarına:
bir daha geri dönmemek üzre yıkılıp gidecekler.
Ve elbette ki, sevgilim, elbet,
Dolaşacaktır, elini kolunu sallaya sallaya,
Dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle: işçi tulumuyla
bu güzelim memlekette hürriyet…

Nazım Hikmet

Rubai

Ben bir bahçıvanım sen benim
Yedi yılda açan gülümsün
Erişilmez oluşun yıldırmıyor beni
Belki bilhassa bundan dolayı makbülsün..

Sen

En güzel günlerimin
üç mel’un adamı var:
Ben sokakta rastlasam bile tanımayım diye
en güzel günlerimin bu üç mel’un adamını
yer yer tırnaklarımla kazıdım
hatıralarımın camını..

En güzel günlerimin
üç mel’un adamı var:
Biri sensin,
biri o,
biri ötekisi..

Düşmanımdır ikisi..
Sana gelince…
Yazıyorsun..
Okuyorum..
Kanlı bıçaklı düşmanım bile olsa, insanın
bu rütbe alçalabilmesinden korkuyorum..

Ne yazık! ..
Ne kadar
beraber geçmiş günlerimiz var;
senin
ve benim
en güzel günlerimiz..

Kalbimin kanıyla götüreceğim
ebediyete
ben o günleri..
Sana gelince, sen o günleri –
kendi oğluyla yatan,
kızlarının körpe etini satan
bir ana gibi satıyorsun! .

Satıyorsun:
günde on kaat,
bir çift rugan pabuç,
sıcak bir döşek
ve üç yüz papellik rahat için…

En güzel günlerimin
üç mel’un adamı var:
Biri sensin,
Biri o,
biri ötekisi…

Kanlı bıçaklı düşmanımdır ikisi…
Sana gelince…
Ne ben Sezarım,
Ne de sen Brütüssün…
Ne ben sana kızarım
ne de zatın zahmet edip bana küssün..

Artık seninle biz,
düşman bile değiliz..

Nazım Hikmet

Sen Benim Sarhoşluğumsun

Sen benim sarhoşluğumsun
ne ayıldım
ne ayılabilirim
ne ayılmak isterim
başım ağır
dizlerim parçalanmış
üstüm başım çamur içinde
yanıp sönen ışığına düşe kalka giderim.

Nazım Hikmet Şiirleri

Sen Güneşin Altında Yeşil Gözlerinle

Sen güneşin altında yeşil gözlerinle
Çırılçıplak yatacaksın
Ben üstüne eğilip senin
Ben kâinatın en müthiş hadisesini
Seyreder gibi seyredeceğim seni

Sen kollarını boynuma atacaksın
Boynumda kıvıl kıvıl ağırlığın
Ben ölümsüzlüğü tadacağım
Kıpkırmızı ağzından

Nazım Hikmet

Seni Düşünmek

Seni düşünmek güzel şey, ümitli şey,
Dünyanın en güzel sesinden
En güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey…
Fakat artık ümit yetmiyor bana,
Ben artık şarkı dinlemek değil,
Şarkı söylemek istiyorum.

Nazım Hikmet

Sevgilim

Sevgilim yalan söylersem sana
Kopsun ve mahrum kalsın dilim
Seni seviyorum demek bahtiyarlığından

Sevgilim yalan yazarsam sana
Kurusun ve mahrum kalsın elim
Okşayabilmek saadetinden seni

Sevgilim yalan söylerse sana gözlerim
İki pişman gözyaşı gibi avuçlarıma aksınlar
Ve göremesinler seni bir daha

Nazım Hikmet Şiirleri

Seviyorum Seni

Seviyorum seni
ekmeği tuza banıp yer gibi
Geceleyin ateşler içinde uyanarak
ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi
Ağır posta paketini
neyin nesi belirsiz
telaşlı, sevinçli, kuşkulu açar gibi

Seviyorum seni
denizi ilk defa uçakla geçer gibi
İstanbul’da yumuşacık kararırken ortalık
içimde kımıldayan bir şeyler gibi

Seviyorum seni
Yaşıyoruz çok şükür der gibi.

Nazım Hikmet

Gönderen: Nazım Gezer

Herkes aşkı yaşamıştır. Ama Nazım Hikmet Şiirleri ile bu duyguyu mısraları ve yazılarıyla bir başka yaşadığını hissettiriyor.

Kaleminden dökülen her bir mısra, dev bir sevdayı anlatmış. Aşkı tutku, hırs, ihtirasla yaşamış; ve hep yalnız adammış.

Bize destek olmak için Nazım Hikmet Şiirleri  yazımızı sosyal medyada paylaşmayı, bizi  Facebook, Twitter ve Instagram‘da takip etmeyi unutmayın.

Siz de en sevdiğiniz Nazım Hikmet Şiirleri ve mısralarını yorumlar kısmına ekleyin, paylaşalım.

Yazımızı Değerlendirebilirsiniz
[Toplam: 101 Ortalama: 4.1]

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here