Ana sayfa Şiirler Cemal Süreya Şiirleri – Aşk Şiirleri – Sevda Şiirleri – En Güzel...

Cemal Süreya Şiirleri – Aşk Şiirleri – Sevda Şiirleri – En Güzel Şiirleri

0
Cemal Süreya
Cemal Süreya Şiirleri

Cemal Süreya Şiirleri, gerçekten derinden etkiledi beni. Bu kadar duru, bu kadar sade yazılmış dizeler ile en karmaşık duygu olan aşkı anlatmak, eşsiz bir yetkinlik doğrusu.

Her duyguyu coşku en uç noktalarında yaşamış, derinden sevmiş ve ağlamış. Öyle dizeleri var ki, siz de onun hüznüne ortak oluyorsunuz bazen. Babasının ölümünden duyduğu derin acıyı Cemal Süreya Şiirinde nasıl da anlatıyor:

“Sizin hiç babanız öldü mü?

Benim bir kere öldü kör oldum

Yıkadılar aldılar götürdüler

Babamdan ummazdım bunu kör oldum”

Öyle derin hissetmiş ki, mezar taşının buz gibi soğuğu bile huzur vermiş ona, söndürmüş içindeki aşkın hararetini. Parmak uçlarına hapsetmiş duygularını kendi deyimiyle, nereye dokunsa hissetmiş aşkını.

Ahmed Arif Şiirleri yazımıza da göz atabilirsiniz.

Cemal Süreya Şiirleri

Aşağıdaki bağlantılardan istediğiniz Cemal Süreya Şiirleri ve Cemal Süreya Sözleri yazımıza ulaşabilirsiniz.

1AŞK22ROMAN OKUDUM SENİ DÜŞÜNDÜM
2UZAKTAN SEVİYORUM SENİ23CİGARAYI ATTIM DENİZE
3SİZİN HİÇ BABANIZ ÖLDÜ MÜ?24GÜL
4İKİ KALP25MUTSUZLUK GÜLÜMSEYEREK
5AMA SENİN26HÜZNÜN KUŞLARI
6SEVGİLİM BEN ŞİMDİ27ÖLÜM
7BU BİZİMKİ28YAZ SONU
8BİLİYORUM SANA GİDEN29İNTİHAR
9AZ YAŞADIKSA DA30ÜLKE
10ÜVERCİNKAYA31LAVANTA
11BİR MİNELİ32VAR
12BİR GÜN33UÇURUMDA AÇAN
138.10 VAPURU34AFRİKA
14SEVGİLİM, BİR GÜNÜN..35DİKKAT! OKUL VAR
15YAZMAM DAHA AŞK ŞİİRİ36ŞİİR
16ADAM37GÖÇEBE
17BENİ ÖP SONRA DOĞUR BENİ38İÇTİM O
18BİR ÇİÇEK39ÖNCELEYİN
19ÜSTÜ KALSIN40KIRMIZI BİR KUŞTUR
20ON SEKİZ ARALIK41GÜZELLEME
21DALGA42SU SERP SİNEME

Yalnız bir şair Cemal Süreya. İçki kadehleri arkadaşları onun, bir de aşkları var tabii ki. Yıkıcı bir aşk onunki, tutku yükünü yıkıyor; soyguncu bir aşk onunki, sevinçler devşiriyor.

İstanbul’un bir köşesinde, yapayalnız ve hüzünlü şiirler yazıyor. Kendi deyimiyle, hiçbir şeyi yok akıp giden sokaklardan başka. Ancak, dizelerindeki duygular öyle içten ki, elimde bir kitap, sesini duyabiliyorum. Ben de âşık oldum onun gibi diyebiliyorum, özgürce.

Her sözcüğü, her duyguyu kalbimin en derinlerinde hissediyorum. Aşkı, sevdayı, yalnızlığı tadıyorum hüzünlü kısa gecelerde. Herkesin gitiği yollardan gitmiyorum artık, Süreya gibi hissediyorum.

Cemal Süreya Şiirleri Sevda Sözleri adlı şiir kitabında toplamış.

Cemal Süreya duygularını öyle anlatmış ki Aşk Şiirleri’nde. O kadar alçakgönüllü ki şiirlerinde “Keşke yalnız bunun için sevseydim seni” cümlesini hiç eksik etmiyor şiirlerinden. Tabi ki sadece bunun için sevemiyorsunuz onu; beyaz tenli aşıkları da var, mavi güvercinleri de var.

Cemal Süreya yalnızca bir aşk şairi değil, o gerçekten bir sevdalı. Bunu nereden mi anlıyorum? O, sevdiğini soluğundan öpebilen bir insan. Cemal Süreya Şiirleri hiç susmayan bir melodi.

Masmavi gökyüzünde süzülen beyaz güvercinleri takip ediyorum şu kısacık ömrümde. Diyorum ki: “Hayat kısa kuşlar uçuyor.

AŞK

Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git.

Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler.

Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin

Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştık

Sevgiyeydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı

Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun ötmüştü

Bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti

Yoktu dünlerde evvelsi günlerdeki yoksulluğumuz

Sanki hiç olmamıştı

Oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu

Şurda senin gözlerindeki bakımsız mavi, güzel laflı İstanbullar

Şurda da etin çoğalıyordu dokundukça lafların dünyaların

Öyle düzeltici öyle yerine getiriciydi sevmek

Ki Karakoy köprüsüne yağmur yağarken

Bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti

Çünkü iki kişiydik

Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya

Bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamız

Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu

İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük

Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde

Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra

Sonrası iyilik güzellik…

CEMAL SÜREYA

Gönderen: Cemal TÜRK

UZAKTAN SEVİYORUM SENİ

Kokunu alamadan,

Boynuna sarılamadan

Yüzüne dokunamadan

Sadece seviyorum

Öyle uzaktan seviyorum seni

Elini tutmadan

Yüreğine dokunmadan

Gözlerinde dalıp dalıp gitmeden

Şu üç günlük sevdalara inat

Serserice değil adam gibi seviyorum

Öyle uzaktan seviyorum seni

Yanaklarına sızan iki damla yaşını silmeden

En çılgın kahkahalarına ortak olmadan

En sevdiğin şarkıyı beraber mırıldanmadan

Öyle uzaktan seviyorum seni

Kırmadan

Dökmeden

Parçalamadan

Üzmeden

Ağlatmadan uzaktan seviyorum

Öyle uzaktan seviyorum seni;

Sana söylemek istediğim her kelimeyi

Dilimde parçalayarak seviyorum

Damla damla dökülürken kelimelerim

Masum beyaz bir kâğıtta seviyorum

CEMAL SÜREYA

Gönderen: Cemal TÜRK

SİZİN HİÇ BABANIZ ÖLDÜ MÜ?

Sizin hiç babanız öldü mü?

Benim bir kere öldü kör oldum

Yıkadılar aldılar götürdüler

Babamdan ummazdım bunu kör oldum

Siz hiç hamama gittiniz mi?

Ben gittim lambanın biri söndü

Gözümün biri söndü kör oldum

Tepede bir gökyüzü vardı yuvarlak

Söylelemesine maviydi kör oldum

Taşlara gelince hamam taşlarına

Taşlar pırıl pırıldı ayna gibiydi

Taşlarda yüzümün yarısını gördüm

Bir şey gibiydi bir şey gibi kötü

Yüzümden ummazdım bunu kör oldum

Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?

CEMAL SÜREYA

Gönderen: Cemal TÜRK

İKİ KALP

İki kalp arasında en kısa yol:

Birbirine uzanmış ve zaman zaman

Ancak parmak uçlarıyla değebilen

İki kol.

Merdivenlerin oraya koşuyorum,

Beklemek gövde gösterisi zamanın;

Çok erken gelmişim seni bulamıyorum,

Bir şeyin provası yapılıyor sanki.

Kuşlar toplanmışlar göçüyorlar

Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

CEMAL SÜREYA

Gönderen: Cemal TÜRK

AMA SENİN

Daha nen olayım isterdin,

Onursuzunum senin!

CEMAL SÜREYA

Gönderen: Cemal TÜRK

SEVGİLİM BEN ŞİMDİ

Sevgilim ben şimdi büyük bir kentte seni düşünmekteyim

Elimde uçuk mavi bir kalem cebimde iki paket sigara

Hayatımız geçiyor gözlerimin önünden

Çıkıp gitmelerimiz, su içmelerimiz, öpüştüklerimiz

“Ağlarım aklıma geldikçe gülüştüklerimiz”.

Çiçekler, çiçekler, su verdim bu sabah çiçeklere

O gülün yüzü gülmüyor sensiz

O köklensin diye pencerede suya koyduğun devetabanı

Hepten hüzünlü bu günlerde

Gür ve coşkun bir günışığı dadanmış pencereye

Masada tabaklar neşesiz

Koridor ıssız

Banyoda havlular yalnız

Mutfak dersen – derbeder ve pis

Çiti orda duruyor, ekmek kutusu boş

Vantilatör soluksuz

Halılar tozlu

Giysilerim gardıropta ve şurada burada

Memo’nun oyuncak sepeti uykularda

Mavi gece lambası hevessiz

Kapı diyor ki açın beni kapayın beni

Perdeler gömlek değiştiren yılanlar gibi

Radyo desen sessiz

Tabure sandalyalardan çekiniyor

Küçük oda karanlık ve ıssız

Her şey seni bekliyor her şey gelmeni

İçeri girmeni

Senin elinin değmesini

Gözünün dokunmasını

Ve her şey tekrarlıyor

Seni nice sevdiğimi

CEMAL SÜREYA

Gönderen: Cemal TÜRK

BU BİZİMKİ

Yıkıcı bir aşk bu,

Yıkıyor milletin ortasına

Tutku yükünü.

Bölücü bir aşk

Ekmeği suyu bölüyor

Günde üç öğün.

Hain bir aşk bu,

Sizin eve hırsız girer

Onunkine polis.

Yasadışı bir aşk bu,

Evlenmeyi

Hiç mi hiç düşünmüyor.

Soyguncu bir aşk bu,

En sıradan ezgilerden

Sevinçler devşiriyor

Kökü dışarda bir aşk,

Dante ile Beatrice’inkine

Fena öykünüyor.

İşgalci bir aşk bu,

Samanlık sevişenin diyor

Başka şey demiyor

CEMAL SÜREYA

Gönderen: Cemal TÜRK

BİLİYORUM SANA GİDEN

Biliyorum sana giden yollar kapalı

Üstelik sen de hiç bir zaman sevmedin beni

Ne kadar yakından ve arada uçurum;

İnsanlar, evler, aramızda duvarlar gibi

Uyandım uyandım, hep seni düşündüm

Yalnız seni, yalnız senin gözlerini

Sen Bayan Nihayet, sen ölümüm kalımım

Ben artık adam olmam bu derde düşeli

Şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum oradan oraya

Yoksa gururlu bir kişiyim aslında, inan ki

Anımsamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimi

Ve içim götürmez kenarından kesilmiş ekmeği

Kaç kez sana uzaktan baktım 5.45 vapurunda;

Hangi şarkıyı duysam, bizim için söylenmiş sanki

Tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor

Nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini

Çocukça ve seni üzen girişimlerim oldu;

Bağışla bir daha tekrarlanmaz hiçbiri

Rastlaşmamak için elimden geleni yaparım

Bu böyle pek de kolay değil gerçi…

Alışırım seni yalnız düşlerde okşamaya;

Bunun verdiği mutluluk da az değil ki

Çıkar giderim bu kentten daha olmazsa,

Sensizliğin bir adı olur, bir anlamı olur belki

İnan belli etmem, seni hiç rahatsız etmem,

Son isteğimi de söyleyebilirim şimdi:

Bir gece yarısı yazıyorum bu mektubu

Yalvarırım onu okuma çarşamba günleri

CEMAL SÜREYA

Gönderen: Cemal TÜRK

AZ YAŞADIKSA DA

Ben kibriti çaktığım zaman

Her şey kırmızıydı yüzün olarak

Ben kibriti çaktığım zaman

Çünkü her yüz bir memlekettir

Ben sigaramı yaktığım zaman

Çünkü her sigara bir kelimedir

Ben sigaramı yaktığım zaman

Güz günleriydi bir şarkı olarak

Bir güvercin ben öldüğüm zaman

Nice hüzünlerden yaprak yaprak

Bir güvercin ben öldüğüm zaman

CEMAL SÜREYA

Gönderen: Cemal TÜRK

ÜVERCİNKAYA

Böylece bir kere daha boynunlayız sayılı yerlerinden

En uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu kesmemeye

Laleli’den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız

Birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun

Ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez

Sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor

Bütün kara parçalarında

Afrika dahil

Aydınca düşünmeyi iyi biliyorsun eksik olma

Yatakta yatmayı bildiğin kadar

Sayın Tanrıya kalsa seninle yatmak günah daha neler

Boşunaymış gibi bunca uzaması saçlarının

Ben böyle canlı saç görmedim ömrümde

Her telinin içinde ayrı bir kalp çarpıyor

Bütün kara parçaları için

Afrika dahil

Senin bir havan var beni asıl saran o

Onunla daha bir değere biniyor soluk almak

Sabahları acıktığı için haklı

Gününü kazanıp kurtardı diye güzel

Bir çok çiçek adları gibi güzel

En tanınmış kırmızılarla açan

Bütün kara parçalarında

Afrika dahil

Birlikte mısralar düşürüyoruz ama iyi ama kötü

Boynun diyorum boynunu benim kadar kimse değerlendiremez

Bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek

İki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlar

Böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar

Zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna diziyorlar

Bütün kara parçalarında

Afrika dahil

Burda senin cesaretinden laf açmanın tam da sırası

Kalabalık caddelerde hürlüğün şarkısına katılırkenki

Padişah gibi cesaretti o alımlı değme kadında yok

Aklıma kadeh tutuşların geliyor

Çiçek Pasajı’nda akşam üstleri

Asıl yoksulluk ondan sonra başlıyor

Bütün kara parçalarında

Afrika hariç değil

CEMAL SÜREYA

Gönderen: Cemal TÜRK

BİR MİNELİ

Bir mineli altın saat,

Bir altın köstek ve madalyon

Bir roza maşallah,

On iki miskal inci.

Madalyonunu ve boncuğunu

İttim içeri,

Gözlerimizin dibi karıştı

Dağ yollarının uzak dumanı gibi…

Ve konsolun üstünde noksan bir gümüş kutu

Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

CEMAL SÜREYA

Gönderen: Cemal TÜRK

BİR GÜN

Bir gün seni bırakırım ya

Tütünü bırakmak gibi bir şey olur bu

Evet, gün geliyor, bıkıyorum senden,

Ama İstanbul’dan bıkmak gibi bir şey olur bu.

CEMAL SÜREYA

Gönderen: Cemal TÜRK

8.10 VAPURU

Sesinde ne var biliyor musun?

Bir bahçenin ortası var

Mavi ipek kış çiçeği

Sigara içmek için

Üst kata çıkıyorsun

Sesinde ne var biliyor musun?

Uykusuz Türkçe var

İşinden memnun değilsin

Bu kenti sevmiyorsun

Bir adam gazetesini katlar

Sesinde ne var biliyor musun?

Eski öpüşler var

Banyonun buzlu camı

Birkaç gün görünmedin

Okul şarkıları var

Sesinde ne var biliyor musun?

Ev dağınıklığı var

İkide bir elini başına götürüp

Rüzgârda dağılan yalnızlığını

Düzeltiyorsun.

Sesinde ne var biliyor musun?

Söyleyemediğin sözcükler var

Küçücük şeyler belki

Ama günün bu saatinde

Anıt gibi dururlar

Sesinde ne var biliyor musun?

Söylenmemiş sözcükler var

CEMAL SÜREYA

Gönderen: Cemal TÜRK

SEVGİLİM, BİR GÜNÜN…

Sevgilim, bir günün ortası şimdi

Taşıtlar hızla gelip geçiyor, her yer kalabalık,

Ben seni düşünüyorum bir bodrum kahvesinde

Uzat bana uzat ellerini

İzinli askerler görüyorum, kırıtarak yürüyen işçi kızlar

İstanbul her günkü yaşantısı içinde, uğultulu,

Güvercinler güneşten bir sessizliği biriktiriyor

Ben seni düşünüyorum seni

Hani tıpkı o ilk günlerdeki gibi

Kalbim diyorum kalbim

Daha dün tezgâhtan çıkmış bir su sayacı gibi

Aşkı anılar besliyor düşler kadar

Bu yüzden diyorum ki aşk eskidikçe aşktır

Sevgi eskidikçe sevgi…

Günümüz ekmeğimiz, türkümüz

Çoluğumuz çocuğumuz

Binalar yan yana yükselip gidiyor

Vapurların ağzı köpük içinde

Uzaklarda ne kapılar açılıyor

Tirenin biri bir istasyona varıyor

Oradan çıkıyor biri.

Her şey biliyor her şey

Sen biliyor musun bakalım

Seni nice sevdiğimi?

Üstüne titrediğimi?

Geldiğimi?

Gittiğimi

Hadi!

CEMAL SÜREYA

Gönderen: Cemal TÜRK

YAZMAM DAHA AŞK ŞİİRİ

Oydu bir bakışta tanıdım onu

Kuşlar bakımından uçarı

Çocuk tutumuyla beklenmedik

Uzatmış ay aydınlık karanlığıma

Nerden uzatmışsa tenha boynunu

Dünyanın en güzel kadını oydu

Saçlarını tarasa baştanbaşa Rumeli

Otursa ama hiç oturmaz ki

Kan kadını rüzgârdı atların

Hep andım ne yaşanır olduğunu

En çok neresi mi ağzıydı elbet

Bütün duyarlıklara ayarlı

Öpüşlerin türlüsünden Elhamra

Sınırsız denizinde çarşafların

Bir gider bir gelirdi işlek ağzı

Ah şimdi benim gözlerim

Bir ağlamaktı tutturmuş gidiyor

Bir kadın gömleği üstümde

Günün maviliği ondan

Gecenin horozu ondan

CEMAL SÜREYA

Gönderen: Cemal TÜRK

ADAM

Adam şapkasına rastladı sokakta

Kim bilir kimin şapkası

Adam ne yapıp yapıp hatırladı

Bir kadın hatırladı sonuna kadar beyaz

Bir kadın açtı pencereyi sonuna kadar

Bir kadın kim bilir kimin karısı

Adam ne yapıp yapıp hatırladı

Yıldızlar kıyamet gibiydi kaldırımlarda

Çünkü biraz evvel yağmur yağmıştı

Adam bulut gibiydi, hatırladı

Adamın ayaklarının altında

Yıldızların yıldız olduğu vardı

Adam yıldızlara basa basa yürüdü

Çünkü biraz önce yağmur yağmıştı.

CEMAL SÜREYA

Gönderen: Cemal TÜRK

BENİ ÖP SONRA DOĞUR BENİ

Şimdi

Utançtır tanelenen

Sarışın çocukların başaklarında…

Ovadan

Gözü bağlı bir leylak kokusu ovadan

Çeviriyor o küçücük güneşimizi.

Taşarak evlerden taraçalardan

Gelip sesime yerleşiyor.

Sesimin esnek baldıranı

Sesimin alaca baldıranı…

Ve kuşlara doğru

Fildişi: rüzgârın tavrı

Dağ: güneş iskeleti…

Tahta heykeller arasında

Denizin yavrusu kocaman…

Kan görüyorum taş görüyorum

Bütün heykeller arasında

Karabasan ılık acemi

– uykusuzluğun sütlü inciri –

Kovanlara sızmıyor.

Annem çok küçükken öldü

Beni öp, sonra doğur beni.

CEMAL SÜREYA

Gönderen: Cemal TÜRK

BİR ÇİÇEK

Bir çiçek duruyordu, orda, bir yerde,

Bir yanlışı düzeltircesine açmış;

Gelmiş ta ağzımın kenarında

Konuşur durur.

Bir gemi bembeyaz teniyle açıklarda,

Güverteleri uçtan uca orman;

Aldım çiçeğimi şurama bastım,

Bastım ki yalnızlığımmış.

Bir başına arşınlıyor bir adam mavi treni

Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

CEMAL SÜREYA

Gönderen: Cemal TÜRK

ÜSTÜ KALSIN

Ölüyorum tanrım

Bu da oldu işte.

Her ölüm erken ölümdür

Biliyorum tanrım.

Ama ayrıca, aldığın şu hayat

Fena değildir…

Üstü kalsın…

CEMAL SÜREYA

Gönderen: Cemal TÜRK

18 ARALIK

18 Aralık 1985’te o salonda

Kişi nasıl kestirebilirdi ileriyi?

Siz, kazıbilimler, alınyazısı bilimler,

Geçsin yıllar geçsin, seneler gibi.

Olur mu anımsamamak On altıncı Louis’i

14 Temmuz 1789 akşamı, Louis,

Şöyle yazmamış mıydı defterine:

‘Bugün kayda değer bir şey yok.’

‘Kehanet’ adlı kısacık bir şiir buldum

Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

CEMAL SÜREYA

Gönderen: Cemal TÜRK

DALGA

Bulutu kestiler bulut üç parça

Kanım yere aktı bulut üç parça

İki gemiciyken Van Gogh’tan aşırılmış

Bir kadının yüzü ha ha ha…

Bir kadının yüzü avucum kadar

İki gözümle gördüm vallahi billahi

Yıldızlar vardı kafayı çekmiştim

Bu kimin meyhanesi ha ha ha

Bu Ali’nin meyhanesi bu da masa

Bu iki kimse için gezdirmiyorum

Bir kere asılmıştım çocukluğumda

Direkler gemideydi ha ha ha

İki gemiciyken Van Gogh’tan aşırılmış

Bir kadının yüzü kaçıyordu yetişemedim

Ben ömrümde aşk nedir bilmedim

Süheyla’yı saymazsak ha ha ha

CEMAL SÜREYA

Gönderen: Cemal TÜRK

ROMAN OKUDUM SENİ DÜŞÜNDÜM

Bende tarçın sende ıhlamur kokusu

Yürürüz başkentin sokaklarında

Bir nehir şu tutuk konuşan cumartesi

Üstünde iki yonga: Çarşamba, bir de cuma

Ayrılık lafları etme sevgilim

Önümüz Temmuz önümüz Ağustos nasıl olsa

Kol kola yürüyoruz tek tük öpüşüyoruz

Sonra ayrılıyoruz korkuyoruz da

Kimi zaman neden kalabalığın içinde duruyoruz da

Kimi zaman bir köşe arıyoruz en sapa

İşimiz mi yok, şu Akay’a sapalım istersen

İstersen garson girelim ilkyazın gazinosuna

Börekçi! Diye bağır istersen şurada

Kısmet çıkar -sanırım- Emek’te oturan kıza

Abiler! Abiler! Diye bir şey satayım ben

Mendilim kalmamış kâğıt peçete yok mu çantanda?

Üç peseta gibi bir paraya dondurma yemiştim

Madrid’de yemiştim ve çatılardan kanguru akıyordu

Londra’da

Seversin mi beni, doğru söyle ama? – Sigara?

Ne eflatun etin var, yanarca mı yanarca

İnan Selimiye’nin minareleri gibisin

Her seferinde başka yoldan çıkılır nirvanaya

CEMAL SÜREYA

Gönderen: Cemal TÜRK

Benzer Sözler :   Aşk Şiirleri, Usta Yazarlardan En Güzel Duygusal Aşk Şiirleri
CİGARAYI ATTIM DENİZE

Şimdi bir güvercinin uçuşunu bölüyoruz

Gökyüzünün o meşhur maviliğinde

Uzun saçlı iri memeli kadınlarıyla

Bir Akdeniz şehri çıkabilir içinde

Alıp yaracak olsa yüreğini

Şimdi bir güvercinin

Şimdi sen tam çağındasın yanına varılacak

Önünde durulacak tam elinden tutulacak

Hangi bir elinden güzelim hangi bir

Bir elinde kızlığın duruyor garip huysuz

Öbür elinde yetişkin bir günışığı

Daha öbür elinde de kilometrelerce hürlük

Çalışan insanlar için akşamlara kadar

Toz duman içinde

Bir elinde de boyuna ekmek kesiyorsun

Biz eskiden de en aşağı böyleydik senlen

Bir bulut geçiyorsa onu görürdük

Bir minarenin keyfine diyecek yoksa onu

Bir adam boyuna yoksulluk ediyorsa onu

Ne zaman hürlüğün barışın sevginin aşkına

Bir cıgara atmışsak denize

Sabaha kadar yandı durdu

CEMAL SÜREYA

Gönderen: Cemal TÜRK

GÜL

Gülün tam ortasında ağlıyorum

Her akşam sokak ortasında öldükçe

Önümü arkamı bilmiyorum

Azaldığını duyup duyup karanlıkta

Beni ayakta tutan gözlerinin

Ellerini alıyorum sabah kadar seviyorum

Ellerin beyaz tekrar beyaz tekrar beyaz

İstasyonda tiren oluyor biraz

Ben bazen istasyonu bulamayan bir adamım

Gülü alıyorum yüzüme sürüyorum

Her nasılsa sokağa düşmüş

Kolumu kanadımı kırıyorum

Bir kan oluyor bir kıyamet bir çalgı

Ve zurnanın ucunda yepyeni bir çingene

CEMAL SÜREYA

Gönderen: Cemal TÜRK

MUTSUZLUK GÜLÜMSEYEREK

Mutsuzluk gülümseyerek gelir, adıyla süslenmiştir;

Banliyö treninde rastladığımız

Sınav saatini kaçırmış liseli kız,

Hep kazanırsın ey çözümsüzlük!

Ey otobüssever ey Troya yolcusu!

Anımsarsın günlerce konuşup durmuştuk

O İB(ipekböceği) sesli kadını;

Birinin Grönland’ı olmaya hazırlanıyordu.

İki çay söylemiştik orda, biri açık,

Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

CEMAL SÜREYA

Gönderen: Cemal TÜRK

HÜZNÜN KUŞLARI

Ben bütün hüzünleri denemişim kendimde

Canımla besliyorum şu hüznün kuşlarını

Bir bir denemişim bütün kelimeleri

Yeni sözler buldum seni görmeyeli

Kuliste yarasını saran soytarı gibi

Seni görmeyeli

Kasketim eğip üstüne acılarımın

Sen yüzüne sürgün olduğum kadın

Kardeşim olan gözlerini unutmadım

Çık gel bir kez daha beni bozguna uğrat

Sen tutar kendini incecik sevdirirdin

Bir umuttum bir misillemeydin yalnızlığa

Şanssızım diyemem kendi payıma

Hain bir aşk bu kökü dışarda

Olur böyle şeyler ara sıra

Olur ara sıra

CEMAL SÜREYA

Gönderen: Cemal TÜRK

ÖLÜM

Ölüm geliyor aklıma birden ölüm

Bir ağacın gölgesine sarılıyorum

CEMAL SÜREYA

Gönderen: Cemal TÜRK

YAZ SONU

Sukürenin perisi sen; sen, taşkürenin avcısı,

Bir kişi daha olsa yanınızda

Siz orda öpüşürken,

Ne diyorum bir kişi daha;

Alamut kalesinde öpüşürdünüz.

Ona göre gelişirdi her şey,

Yeni bir güzelduyu açılırdı

Bir töre can çekişirken…

Karagözlü hançer, sen; sen, mavi bakışlı kılıç,

Unutulmazlarınızı dökerken birer birer,

İki kişi daha olsa yanınızda,

Mihri’nin vuruluşu ve çantası

Ve elindeki tuğla da gelirdi gündeme;

Daha sonra kesilen barsağı, iki metre;

Kediler uzaklaşırdı ısrarla camdan bakan;

Ne diyorum iki kişi daha.

Kavaldan akan gökyüzü, sen; sen, düşten geçilmez bahçe,

Sınıf arkadaşları, şarap ve tüzük kokan,

Dağın Eskisi’ne iki vadiden seslenirken,

Ne diyorum beş kişi daha olsa yanlarında,

Ama her şeye üçünün bileşkesine varan;

Ne bilim-sanatı Hayyam’ın, ne siyaseti Nazım’ın,

Ne yiğitlik, ne aşk… Bir şey kalmazdı tek başına.

Ahırlarımızda her zaman sana ayrılmış bir at vardı.

Ve sen sonunda bir gün çıkar gelirsin diye,

Çok şeyin adı küçük yazıldı;

Silinmez anlar vardır,

Karşı konmaz özlemler,

Ben şimdi ne istediğimi de bilmeden artık

Bağırıp duruyorum ya, şurda,

Sen yaz sonu ilan eden güzel keten,

Güneşten yırtılmış caz, sen!

CEMAL SÜREYA

Gönderen: Cemal TÜRK

İNTİHAR

Sen tam tabancayı

Şakağına dayamışsın;

Kapı açılıveriyor

Ve üstündekileri

Bir bir fırlatıp atan

Bir leylak sesi…

CEMAL SÜREYA

Gönderen: Cemal TÜRK

ÜLKE

Saat Çini vurdu birden: pirinççç

Ben gittim bembeyaz uykusuzluktan

Kasketimi eğip üstüne acılarımın

Sen yüzüne sürgün olduğum kadın

Karanlık her sokaktaydın gizli her köşedeydin

Bir çocuk boyuna bir suyu söylerdi. Mavi.

Bir takım genç anneleri uzatırdı bir keman

Sen tutar kendini incecik sevdirirdin

Bir umuttun bir misillemeydin yalnızlığa

Yalnız aşkı vardır aşkı olanın

Ve kaybetmek daha güç bulamamaktan

Sen yüzüne sürgün olduğum kadın

Kardeşim olan gözlerini unutamadım

Çocuğum olan alnını sevgilim olan ağzını

Dostum olan ellerini unutamadım

Karım olan karnını ve önlerini

Orospum olan yanlarını ve arkalarını

İşte bütün bunlarını bunlarını bunlarını

Nasıl unuturum hiç unutamadım

Kibrit çak masmavi yanardı sesin

Ormanlara ormanlara yüzünün sesi

En gizli kelimeleri akıtırdı ağzıma

Şu karangu şu acayip şu asyalı aşkın

Soluğu kesen ağulayan ormanlarında

Yaşadım o kısa ve korkunç hükümdarlığı

Ve çarpıntılı yüreğim saçlarının akıntısında

Karadeniz’e karışırdı ordan Akdeniz’e

Ordan da daha büyük sulara

Geceyse ay hemen tazeler minareleri

Kur’an sayfaları satılan sokaklardan

Ölüm bir çeşit sevgiyle uçar

Ölüm uçar çocuk yüzlere

Ben o sokaklardan ne kadar geçtim

Damağımda dilinin yosunlu tadı

Önce buğulu sonra cam gibi parlak sonra buğulu yine

Bir takım tavşanları andıran bir takım su hayvanlarını

Bir başak ufak ufak bildirir Konya’yı

O başakta o Konya’da seni ararım

Ben şimdilerde her şeyi sana bağlıyorum iyi mi

Altın ölçü çift ölçü ve altın karşılıksız

Para basma yetkisini Fırat’ın suyunu Palandöken’i

Erzincan’ın düzünü asma bahçelerin dibini

Antalya’nın denizini o denizin dibini

Beş türlü yengeç yaşıyan sularında

Bilinir ne usta olduğum içlenmek zanaatında

Canımla besliyorum şu hüznün kuşlarını

Sen kalabalıkta bulup bulup kaybettiğim kimya

Yokluğun gayri şurdan şuraya geldi

Bir günler şölenlerle egemen ülkende

Şimdi iri gagalı yalnızlıklar dönüyor

N’olur ağzından başlıyarak soyunmaya

Bir kez daha sür hayvanlarını üstüme üstüme

Çık gel bir kez daha çıkıntılardan

Çık gel bir kez daha bozguna uğrat

CEMAL SÜREYA

Gönderen: Cemal TÜRK

LAVANTA

Odanız kız kardeşinizdir,

Büyük Ş’lerle iner giysiniz;

Bir kez onarılmış anıt mihrap;

Hemen pencereye geçersiniz.

Bütün şarkıları düşünün,

Sizin yüzünüz çıkar ortaya,

Konsolun üstünde yelpaze,

Yan yana yan yana düşünün ama.

En derin çizgiler, güzelim,

En tatlı anlardan kalma…

Değme acı baş edemez

Hazların lal oyuklarıyla.

Çıkarken yığılan basamaklar

Kaçı kaçıverirler inerken,

Beyaz sunağıyla gotik tapınak,

Eliniz sanki hep tırabzanda.

Bir şeyiniz olayım sizin,

Hani nasıl isterseniz,

Oğlunuz, kiracınız, sevgiliniz;

Dünyanın bir ucuna

Birlikte gider miyiz?

Bekletilmiş ipeklinizden

Kopmaya can atar bir düğme;

Boş verin, o düğme hayın,

Gider miyiz?

Şimdiye dek düşünmediyseniz

Bakmayın içinde ne var,

Küçük bir kitaptır yaşamak

Elinde tutmaya yarar.

CEMAL SÜREYA

Gönderen: Cemal TÜRK

VAR

Şu senin bulutsu sesin var ya

Uçtan uca tersyüz ediyor geceyi

Yataklar var konuşmak için

Öpüşmek için telefon kulübeleri

Güneşler var, yıldızlar, samanyolları,

Karpuzlar gümbür gümbür kapılarda.

Tanrılar sofrası amma karanlık

Yiyemem tek lokma yiyemem orda.

Şu senin tutkulu sesin var ya:

Ortak güzellik artı yara izi.

Tutar ellerinden kaldırırsın

Adı kötüye çıkmış tüm sözcükleri.

Yeni törenler gerek bize

Yeni törenler -kimi zaman en eski.

Dert etme, bütün dilleri içerir

Bitki konumu, küçükbaş hayvan sesi.

Şu senin dolayık sesin var ya

Dondurma yiyen gürbüz bir kız gibi müstehcen,

Balkon demirine dayalı bir arka kadar şakacı,

İlk doyumdaki gibi yeşil elma tadında…

Kimlik denetimi yaptıktan sonra

Resimli roman okuyan bir er gibi giderici.

Şu senin alçaktan sesin var ya

Pencereler var burnumun kemiğinde sızı,

Aşklar var unutulmamak için,

Boğulmak için ilk sevgili.

CEMAL SÜREYA

Gönderen: Cemal TÜRK

UÇURUMDA AÇAN

Aşktın sen, kokundan bildim seni

Bir ahırın içinde gezdirilmiş gül kokusu

Taşıttan indin, sonra da karşıya geçtin

Elinde tuhaf bir çanta, saçında soku

Akıl almaz işleri şu zambakgillerin

Sokakta bir sövgü gibi akıp gittin

Gözlerin sonsuz uzun, sonsuz çekikti

Baksan uçtan uca Çin Seddi’ni görebilirdin

Yanındaki adam mutlaka kardeşindir

İstanbul öyle ağırbaşlı bir kent değildir

Aşktın sen, gidişinden bildim seni

Neye yarar sağduyuyu aşmazsa şiir

Birbirinizi kucaklarken neye yarar

Kucaklamıyorsak eski, yeni sevgilileri

Diyorum çoğunca evli kadınlar

Bu yüzden ölü yıkayıcısıdırlar

Bilir misin acaba ne demiş tilki?

Kişi bir anda nasıl çarpılıverir

Kuliste yarasını saran bir soytarı gibi

Giderek nasıl anlaşılmaz olur sözleri

Ömer ki gölü balığı için değil

Kamışı için vergilendirdi

Ama değnek vurulurken zavallı uğruya

Yüzüne ve neresine değmesin derdi

Selam size büyük durumlar, doruk anlar

Dağ görgüsü kazanır Ağrı’yı bir kez görse de kişi

Marmara’dan yirmi yılda çıkaramayacağı gerçeği

Okyanusu beş dakika seyretmekle kavrar

Belki de biraz geç rastladım sana

Ama her şey geç gelmiyor mu yurdumuza

1929 buhranı bile geç gelmemiş miydi?

Eksikliğe mi alışmışız, mutsuzluğa mı yoksa

Bir ahırın içinde gezdirilmiş gül kokusu

Ağır uykusu aldatılımış olanın

Ve aldatanın delik deşik uykusu

Taşıttan indin, sonra da karşıya geçtin

Divan, Nazım Hikmet, İkinci Yeni

Kaç gündür adını düşünüyorum

Ne demiş uçurumda açan çiçek

Yurdumsun ey uçurum

CEMAL SÜREYA

Gönderen: Cemal TÜRK

AFRİKA

Afrika dediğin bir garip kıta

El bilir âlem bilir

Ki şekli bozulmasın diye Akdeniz’in

Hala eskisi gibi çizilir

Haritalarda

CEMAL SÜREYA

Gönderen: Cemal TÜRK

DİKKAT! OKUL VAR

Şanssız mıydık? Haksızlık olur şimdi

Düşünsene nasıl geçmiştik hızla

Birleşen iki güvercinin arasından

Hiç dokunmaksızın onlara

Bende tarçın sende ıhlamur kokusu

Az mı dolandık Başkentin sokaklarında

Ama işte şölenin kaçınılmaz acısı

Bizim payımıza düştü sonunda

Aşkımız şimdi görklü(gösterişli) bir hayatın

Berbat bir çevirisi

Sen metinde üç beş satır atladın

Ben geçmiş zamanda dondurdum fiilleri

Sen ki özenle katlanmış bir mendil gibiydin

Düşünür müsün zaman zaman acaba

Nelerle ödedik şu mevsimi

Ve gün nasıl vuruyor topuklarımıza

Şanssızım diyemem ben kendi payıma

Oluyor böyle şeyler ara sıra

Sözgelimi okul kitaplarına girmez şiirim

Bütün çocuklar anlar da

CEMAL SÜREYA

Gönderen: Cemal TÜRK

ŞİİR

Kadın kendini gösterdi usulcana

Çekingenlikle koşulu beyaz usulcana

Gittiler gözleri aşka yaşamaya yangın

Gidip gelenler oldu gitti geldiler.

Kadın saçlarını getirmedi uzakta tuttu

Umutsuzlukla dolu soyunmak uzakta

Düştüler karanlıkta aralık aralık

Düşüp ölenler oldu düştü öldüler.

Kadın gözlerini koydu ortaya

Bir mavi bir gökyüzü aldı çevrelerini

Sevdiler sonsuz bir maviyle alıngan

Sevip yaşayanlar oldu sevdi yaşadılar.

CEMAL SÜREYA

Gönderen: Cemal TÜRK

GÖÇEBE

Sen sık sık gülen gülerken de

Sevecen bir Akdeniz çizgisini

Sol yanına ağzının

İliştiren çocuk özenle

Yabana mı atıyorum yani seni

Yabana mı atıyorum saat altı buçukları

Çocuk ve Allah’ın en eski baskısını

Değil, değil bunların biri

Açılıp kapandıkça sevdam

Kapanıp açılıyor bir mavi

Eşkıyalar gecenin yangınını izliyorlar uzakta

Karga pazarı dağlarını dolanan yaşlı ve öfkeli bir otobüsteyim

Jandarma daima nesirde kalacaktır

Alevilikten konuşuyoruz uzun süre

Yanımdaki hep bir gazetede Marilyn Monroe’nun resimlerine bakıyor

Mariyln Monroe öldü diyorum ona

Ölümü siyah bir kâkül gibi alnına düşürmesini bildi

Şimdiyse cennette Nietzsche’nin metresi olması gerekir

Bunları diyorum daha ne varsa diyorum

İşte hiçbir sebep olmadığını sevişmemeye

İşte çocukluğumdan beri içimde bir önsezi olduğunu

Bunun bir gün birine rastlamak gibi bir şey olduğunu

Belki de bir günler bunun için Aydın’da bulunduğumu

Zaten nedense hep bir şehirden bir şehre yolcu olduğumu

İşte eflatun kakalı çocuklar olduğunu Kütahya’da

Ankara’da dokunak Yozgat’ta becerik olduğunu

Van’da güreşçi develer gibi süslediklerini kamyonları

İstanbul’da minarelerin lirik olduğunu köprülerinse dialektik

Acemi bir bulut bozuyor görüntüyü eski bir şarkı gibi

Bu şarkıyı ne zaman duysam aklıma

Soyunarak ağlayan bir kadını

Acı bilincinde sonrasızlığın

Ama bırakalım bırakalım bunları

Yoldan piyade erleri geçiyor tahta bavullarıyla ve büyük yakalarıyla

Ve faytoncular görüyorum

Yere basışlarındaki ağırlığı azaltmak için

Tanrısal bıyıklarıyla durumlarını paraşütlendiren

Kars’tayım bu ne biçim Kars bir kenarda

Pekâlâ, yalçınlık iddiasında bulunabilecek bir tepenin üstünde

Kars kalesi yükseliyor

Gökyüzünü Ankara kalesine göre daha soyut ve daha elverişli bir şekilde

Hırpalayan bu kale de olmasa

N’olacak bakalım hırpalayan bu kale de olmasa

Kuşkusuz artacak yalnızlığım sevgili çocuk

Biliyorsun ben hangi şehirdeysem

Yalnızlığın başkenti orası

Bir mezarın doğurduğu iştahlı bir çocuktur Anadolu şiiri

Ey şiir arayıcısı ey esrik kişi

Şu son dönemecini de aşınca gecenin

Doğacak gün artık gündüze ilişkin değil

Bu ağartı ancak yürekle karşılanabilir

Bütün iş orda işte, ordan usturuplu geçmesini bil

Tutsaksan ellerin sıvışır gider zincirlerinden

Ve balyozla vursalar mısralarına

Soylu bir demir sesi yükselir

Soylu büyük ve mavi bir demir sesi

Ellerim gece yatısına çağrılmış

Ve

Telaşsız görünmeye çalışan bir Kafka gibi

Yüzüm giyotine abone

CEMAL SÜREYA

Gönderen: Cemal TÜRK

İÇTİM O

İçtim o bin yıllanmış testiden, içtim, içtim,

Örtüler arasında yeryüzü beğenisiyle

Ay ışığını paylaşırdı bacakları,

Öptüm ayak parmaklarını, öptüm, öptüm.

Put’unu cezalandırıyor kır delisi;

Oğlan iki ev ötede, Londra’dan gelmiş;

Yazsınlar felaketlerin hep çift geldiğini,

Garson acıması tutmuş içkievini.

Ortaoyunumuzun dekoru bir kâğıt mendil

Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

CEMAL SÜREYA

Gönderen: Cemal TÜRK

ÖNCELEYİN

Önce bir ellerin var

Yalnızlığımla benim aramda

Sonra birden kapılar açılıverdi

ağzına kadar

Sonra yüzün,

Ardından gözlerin dudakların

Sonra herşey çıkıp geldi

Bir korkusuzluk aldı yürüdü çevremizde

Sen çıkardın utancını duvara astın

Ben masanın üzerine koydum kuralları

Herşey işte böyle oldu önce

CEMAL SÜREYA

Gönderen: Cemal TÜRK

KIRMIZI BİR KUŞTUR

Kırmızı bir kuştur soluğum

Kumral göklerinde saçlarının

Seni kucağıma alıyorum

Tarifsiz uzuyor bacakların

Kırmızı bir at oluyor soluğum

Yüzünün yanmasından anlıyorum

Yoksuluz gecelerimiz çok kısa

Dörtnala sevişmek lazım

CEMAL SÜREYA

Gönderen: Cemal TÜRK

GÜZELLEME

Bak bunlar ellerin senin bunlar ayakların

Bunlar o kadar güzel ki artık o kadar olur

Bunlar da saçların işte akşamdan çözülü

Bak bu sensin çocuğum enine boyuna

Bu da yatak olduğuna göre altımızdaki

Sabaha kadar koynumda yatmışsın

Bak bende yalan yok vallahi billahi

Sen o kadar güzelsin ki artık o kadar olur

İşe bak sen gözlerinde burda

Gözlerinin ucu da burda yaşamaya alışık

İyi ki burda yoksa ben ne yapardım

Bak çocuğum kolların işte çıplak işte

Bak gizlisi saklısı kalmadı günümüzün

Gözlerin sabahın sekizinde bana açık

Ne günah işlediysek yarı yarıya

Sen asıl bunlara bak bunlar dudakların

Bunların konuşması olur öpmesi olur

Seni usulca öpmüştüm ilk öptüğümde

Vapurdaydık vapur kıyıdan gidiyordu

Üç kulaç öteden İstanbul gidiyordu

Uzanmış seni usulca öpmüştüm

Hemen yanımızda balıklar gidiyordu

CEMAL SÜREYA

Gönderen: Cemal TÜRK

SU SERP SİNEME

Çıkamazsın, gönlüm haremdir sana

Bakamazsın, eller mahremdir sana

Umut pınarından su serp sineme

Aslı’sın, bu yanan Kerem’dir sana…

CEMAL SÜREYA

Gönderen: Cemal TÜRK


 

“Sevişti bir bakir ile bakire

Erkeğe milli dediler,

Kadına fahişe…” 

Cemal Süreya


“Evet bayım

Kuşları severim

Ve siz benim gökyüzümsünüz.”


Açık çay içerdi hep

Demli olunca bardağın

Diğer tarafından

Beni göremezmiş,

Öyle derdi.

 

Herkes aşkı yaşamıştır. Ama Cemal Süreya Şiirleri ile bu duyguyu bir başka yaşadığını hissettiriyor. Zerrelerine kadar hissetmiş sanki.

Kaleminden dökülen her bir mısra, dev bir sevdayı anlatmış. Aşkı tutku, hırs, ihtirasla yaşamış; ve hep yalnız adammış.

Bize destek olmak için Cemal Süreya Şiirleri  yazımızı sosyal medyada paylaşmayı, bizi  Facebook, Twitter ve Instagram‘da takip etmeyi unutmayın.

Siz de en sevdiğiniz Cemal Süreya Şiirleri ve mısralarını yorumlar kısmına ekleyin, paylaşalım.

Yazımızı Değerlendirebilirsiniz
[Toplam: 43 Ortalama: 4.2]

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here